12 Aralık 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR


Efsaneler. Kutsal Kitaplar ve Tarihsel Olaylar,
Efsaneler ve kutsal kitapların tamamı insanlığın ortak mirasıdır. Çünkü her biri bir diğerini etkileyerek ortaya çıkar. Efsanelerin bazıları kutsal kitaplar tarafından yeniden yorumlanmıştır. Aynı efsane Tevrat'ta ve Kuran'da bulunabiliyor. Bunun anlamı o efsanenin toplumsal ihtiyaca göre dönüşüm yaşamasıdır. İster mitos olsun ister Tevrat'da ya da Kuran'da geçsin ayrım gözetmeksizin biz bu dönüşümü efsane ya da olayın kendisi üzerinden yorumlamaya çalışacağız.
Ayrıca mitoslarla, Tevrat ve Kuran'da geçen olayların bildiğimiz somut tarihsel olaylarla arasındaki bağlantıları kurmaya çalışacağız.
Tufanlar,
Kutsal kitaplardan önce de milletlerin, kavimlerin ya da genel olarak insanların yok oluşunu anlatan çeşitli efsanelerin genel olarak tufan adı veriliyor. Fakat en fazla bilineni ise Nuh Tufanı'dır. Tufanlarla büyük felaketler anlatılır ve bu felaketlerdan sonra bir yenilenme bir arınmanın yaşandığı kabul edilir.
Sümer kentlerinde yapılmış kazılarda elde edilen verilerin belli bir sıralaması var. Sümer'in ilk kenti Ur'un arkeolojik kazı raporlarına baktığımızda katmanların sıralanışı ve bu katmanlardaki buluntular çevrimlerle ilerleyişin resmini elimize verir.
En alt katmanlarda saf komün totemleri bulunur ki yaklaşık ikibin yılllık bir dönemi anlatır bu katmanlar. Totemlerin bir üst katmanında ise ana tanrıçalar bollaşır. Kadın hayatın merkezindedir fakat çocuk ve eve ait bir hayatı da aynı oranda resmedilir. Kullanılan araç gereçlerde kadın figürleri kullanılır genellikle. Bir üst katmanda ise erkek hakimiyeti görülür, erkeğin tanrılaşması süreci başlamıştır.
En üst katmanda ticaret ve imalat sanayisine ait buluntular vardır. Komün çevriminin üst aşaması yani kentleşme tüm çizgileriyle belirginleşmiştir. Tarımsal birikim ve dolayısıyla ticaret izleri görülür tüm çizimlerde, resimlerde, belgelerde. Tüm bu katmanlar boyunca bir alttaki katmanın simgeleri bir üstte de var olur fakat daha pasif bir durumdadırlar. Ait oldukları çevrimde güçlü ve hakim olmalarına rağmen bir üst çevrimde baskılandıklarının somut delili gibidirler. Bu özellik her katmanda açıkça görülür. Erkek önce kadınla birlikte çizilir fakat yavaş yavaş üst katmanlara doğru kadın resimden çıkar yalnızca erkek kalır. Benzeri durum ilk şamanların kadın iken erkeğin onu taklit etmesiyle erkeğin şamanlaşmasında vardır. Şaman erkeklerin entarileri, uzun saçları ve dansları bu taklitin kalantısıdır.
İşte bu katmanda daha sonraları tufan olarak anılacak olaylara dair de belgeler bulunur. Bulunan belgelerden anlaşılan, kentin çevresindeki göçebe barbar komünlerin dikkatinin buraya yoğunlaştığıdır. Yerleşik haldeki kente saldırılar yaptıklarıdır. Daha sonra tufan adıyla önce efsanelere sonra da kutsal kitaplara girecektir bu saldırılar. Bu saldırıların izleri yorumlandığında döngüsel oldukları görülür.
İlk Sümer kentlerinin bulunduğu Güney Irak'ta orman ve maden olmadığı gibi mimariye uygulanabilecek taş ta yoktur. Bunlar daha kuzeyden Kafkasya civarından getirilir. İşte komünlerin Sümeri tanıması ve daha sonrasında buralara yapacakları saldırıların temeli bu ilişki nedeniyle olur. Sümer kentlerinin tarım, birikim ve ticaret zenginliği komünlerin ilgi alanına girer ve işte bu ilişki meşhur tufanlara neden olur. Her saldırı belli bir komünün adıyla anılır. İlk kazıları yapanların kil ve su tabakasıyla karşılaşmaları tufan olayının su baskını olabileceğini düşünmelerine neden oldu. Oysa şimdiden baktığımızda tufanın medeniyete saldıran ve yakıp yıkan komün saldırıları olduğunu görüyoruz. Çok sonraları tufanın ilişkilendirildiği olaylar da bunu ispatlıyor çünkü. Hemen hemen yüz yılda bir gerçekleşen tufanların dillere destan olması ise çok sonraları olacaktır.
Tufan denildiğinde Nuh Tufanı'nın akla gelmesi ise Sümerlerin tarih sahnesinden silinmesiyle ilgilidir. Sümerleri yine bir barbar akını yok eder ki bunlar Sami kavimleridir. Kral Sargon, büyük bir barbar saldırısıyla ve devamında kurduğu Akad Krallığıyla tarihe giriş yapar. Tarihte o zamana kadar yapılmamış bir şey yapar üstelik. Kral Sargon'a kadar dünya tarihi henüz imparatorlukla tanışmamıştı. O zamana kadar kent devletleri vardı, en fazla bunların ittifak şeklindeki zayıf birliktelikleri. Sargon kent devletlerinden öteye geçip bunların merkezi yönetimini organize ederek tarihtesi ilk bürokrasiyi de kurmuş oldu. İşte sonradan Nuh tufanı olarak anılacak olay budur.
Bu güzel ülkemize her taraftan göz diktiler. Göklere uzanan basamaklı kulelerimizin, görkemli tapınaklarımızın, arı gibi işleyen çarşılarımızın, her tarafa ulaşan kervanlarımızın, dümdüz uzanan yollarımızın, bol ürün veren tarlalarımızın, nehirlerimizde ve açtığımız kanallarda salına salına yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullarımızın ünü uzak ülkelere kadar yayıldığından; ilkel olan bu ülkelerin halkı kıskandı bizi. Fırsat buldukça üzerimize saldırdılar. Kentlerimizi yakıp yıktılar” Nippur’lu Ludigirra yaklaşık M.Ö 3500’li yıllarda ülkesinin yaşadığı tufanı anılarını yazdığı tabletlerde böyle ifade etmiş. Kısaca tufan su baskını yada başkaca bir doğa olayı değil barbarlarla medeniyetin savaşının medenilerce kaleme alınışıdır. Olayı barbarların dilinden duymadığımızı unutmamak gerekir, fakat ilgniç bir ilişki gereği aynı tufanı barbar yazıyı öğrendiğinde yeniden anlatacaktır. Bu defa kendisi medenileşmiş ve başka barbarlarca saldırıya uğramış olarak. Daha yüz yıl önce aynı saldırıyı kendisi yapmış bir barbarın yazıyı öğrendikten sonra kendisi bu defa barbar saldırılarına maruz kaldığında yine tufan olarak tanımlayacaktır bu saldırıları.
Tufan sonrasında yakıp yıkılan medeniyete barbar kavimler hakim olur. Dolayısıyla bu barbar komünlerin gelenekleri, görenekleri, kutsallıkları, alışkanlıkları, tanrıları da yücelir. Sonuçta barbarların kazanmasına vesile olan inandıkları totemlerdir, onlar öyle inanır. Fakat işin aslı hiç de öyle değildir çünkü, medeniyet kendi iç çelişkileriyle bir nevi onları davet eder. Ancak bu davet medeniyetin yani sınıflara bölünmüş toplumun belli bir sınıfından gelir her zaman. Onlarla bağlantı kuran tamkara, bezirgan ve en genel anlamıyla tüccar sınıfının marifetidir bu. Yani satış ve satıcılık konusunda beynini uzmanlaştırmış sosyal sınıf tarafından. Bu sosyal sınıf kendi toplumundaki çelişkilerden gözünün yaşına bakmadan yararlanıp yine kendi çıkarları için barbarlara satar kendi toplumunu. Ve işin ilginç tarafı bu satıştan kazançlı çıkar. Çünkü barbarlar yol bilmez, iz bilmez, yani ne yazı bilir ne devlet bilir ne para bilir. İşte bu tüccar sınıf barbarların fethettiği toplumu yeniden organize ederken kendi gücünü arttırır her tufanda. Türklerin ya da göçebe Oğuz barbarlarının Hazar'dan aşağıya indiklerinde önlerinde buldukları İran gibi. Türkler bu olgun İran armudunu ağzıma düş misali alırlar ve İranlıların kılıcı olurlar. İsimlerini bile değiştirip Keyhüsref, Keykubat yaparlar. Tabi boy beyleri yapar bunu ve diğer ahaliden ayrılıp yeni bir sınıf olurlar. Bu yeni sınıf birleşip bütünleştiği İran zenginlerinin emrine girer ve kendi soyuna zülmetmeye başlar. Yani fethettikleri medeniyetin kılıcı olurlar, silahşörü olurlar. Hala da aynı alışkanlık devam eder. Kendi halkına zulmeden bir ekip sınıflı toplumun emrinde kılıç sallar durur. Siz bu son cümleyi kendi halkına karşı kanun yapar, tohumlarını yasaklar, sularını satar, diye okuyun. İşte bu alışkanlığn başladığı yer tam olarak Sümer'deki ilk sınıflı toplumla barbarların savaşıdır, ki adı meşhur tufan olur. Burada başlayan komün ve sınıflı toplum karşıtlığı altıbinbeşyüz yıl boyunca sürer. Ve bu ilişkinin her türden mirası az önce anlattığımız modern çevrim tarihine de aktarılmış olur. Daha ötesi her bir kişide yansımaları bulunur.
Sümeri kuran komünler dağdan gelir. Yaşadıkları deniz seviyesinini ziftle, sazla samanla doldurur ve tarım yapar. Ortak mallarını koyduğu yer ise dağ gibi bir yapı, ziggurattır. Zigguratların dağ biçiminde göğe yükselişi komün insanın bilinçaltıyla ilgilidir. Benzer mimari örüntü dünyanın hemen her yerinde vardır. Tapınaklar, piramitler hep bu şekildedir. Çünkü hem dağdan geldiğini bilir hem de hala oraya yani dağlara bağımlıdır. Hala bile ''benim meskenim dağlardır, dağlar'' şarkısı yazabilir, oysa bin yıldır dağda değildir. Sade ve sahici bir özlemden ötürü yüzü ve gönlü hep dağlara doğrudur. İlginçtir, fakat medeniyete geç giren komün karakteri için kaçınılmaz olarak bir ruhsal anksiyete oluşturur bu ''dağ kültü''. Çünkü ta Sümer'den beri taş, kereste, maden hep dağlardan gelir. Dağların sahipleri de komün insanlarıdır. Sınıflı toplum bu bağlantıdan dolayı komünlerle hep alışveriş halinde olur. Zaten bu alışverişlerde toplum içindeki çekişmeler, zayıflıklar komünlerin bilgisi dahiline girer. Çöken medeniyetin üzerine tufanlar da yine dağdan, dağlılardan gelir o yüzden.
Sınıflı toplumları kuran komünlerin ilk yurtları dağlardır evet, fakat kendileri sonrasında sınıflı topluma geçtikte bu ''dağ kültünü'' bilinçaltına iter. İşte zigguratlar bu yüzden hep dağa benzer, tanrılar o yüzden dağ başlarında otururlar, orada toplanırlar. Orası yer ve gökün birleştiği yerdir. Daha sonraları tek tanrılı dönemlerde peygamberlerin de dağla özel bir ilişkisi olur hep. Ahitler ve vahiyler ve derin hissedişler hep dağlarda olur. Hatta cennet bile Fırat ve Dicle'nin suladığı dağlık bölgelerdeydi, burası Sümer'e inen komünlerin ata yurduydu. Buradan uzaklaşıp zamanla sınıflı toplum bataklığına battıkça yüce dağ başlarındaki cennet giderek tanrı katındaki gökler gibi erişilmez, ulaşılmaz uzaklıklara gider. İşte antik türkülerin ''yüce dağ başı'' havası böylesi bir örüntüyü anlatır. Çünkü sınıflı toplumun yalan dolanları, mülkiyet kavgaları, bencilliklerinden bunaldığında, dağ eteklerindeki komün hayatınının cennetvari ortamına özlem duyar ve bunu kutsallığından, masllarına, sanatına, türkülerine kadar yansıtır. Barbar komünler dağdan gelip bağdakini yenmiştir fakat onun hileli hayatından da bunalmıştır. İşte cennet tam olarak kaybettiği bu komün hayatıdır ve eğer sınıflı toplumda yani bu hayattaki imtihanını iyi verirse yeniden cennetine kavuşabilecektir. Çünkü kaybettiği yaşamı yeniden kazanmak için idealleştirmek ister, onu en büyük ideal olarak ruhlara kazımak ister.
Tufan efsanesi Sümer'den kaynaklanır ama her toplum bunu alıp kendine göre uyarlar. Sümer'den önce yer-gök, güneş-ay kültleri Sümer'le birlikte Temmuz-İnanna, Osiris-İsis, Brahma-Sarawati, İbrahim-Sara, Sun-Sin, Mecnun-Leyla simgelerine dönüşür. Bu dönüşümlerin her birini en son kutsal kitapla birlikte ele almak geleceğin tinselliği için en önemli temelleri oluşturuyor. Her yeni çevrimde hangi kılıklara girdiğini takip etmeliyiz.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....

Sana diyorum, sen konuşurken söylediklerinden ziyade onların arkasındaki gerçek görünüyor. Sen bunu farketmezsin, yani bilinç dü...

Tüm Yazılar

Yazı Başlıkları
Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....
Sihirli Geçişlerin İzinde
FİLMİN ÖTESİ
The Grand Flowing
Sendikal Manifesto
Aile Biçimleri-Kadın-Tek Eşlilik-Aşk
TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ
Gençarov'un Askerleri
Luwiler ve Erkenci Domestikler
Krizler ve Kerterizler...Hoşgeldiniz...
İnsanlaşma Devam Ediyor
Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme
Bütüncül Manifesto
Kadın ya da Lilith'i Beklerken
İlahiyat Bilgisinin Kökeni Üzerine
Gençarov'un Askerleri
ZYKLEN UND MUSTER VON EİNEM INDİVİDUUM
Cinsel Yasaklar Çiğnenirken
Korku Anayasası
GEZİ AND THE REAL ELECTIONS…
Jiman
kaosun şartı üçtür...
SİYASETİNİZ
Medeniyet Çökerken Bilgi Yapıları
Ruhun Kökeni
Gözleyen ve Gözlenen
Çevrimler ve Birey Örüntüsü
Akışa Uyum_Doğumun üçüncü Aşaması
Moloch ve Ötesi...
Bize Siyasi Değil Hayati Program Lazım
Akışı Kavramak_Doğumun İkinci Aşaması
Akışı Görmek_Doğumun İlk Aşaması,
erkeksi ölüm...
Siyasal Fareler ve İnsanlar...
Şiddet Kullananı Vurur...
neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler olur
bilen ve...bilinen ve...birleşik alan ve...(video)
ustaların kişisel bütünlüğü
İnsanlaşma Tezleri
İş ve Çalışma
İnsanlaşma Çevrimine Giriş (video)
Çevrimler ve Birey
Büyük Akış (video)
düşünce...kralımız...
İnsanlaşma Çevrimi ve Yeni Aşklar...
tonal ve nagual
kelimeleri, mülkleri biriktirmek ve büyük akış...
İnsanlaşma Şöleni...
Gezi Ruhu Kişinin ve Toplumun Yeniden Doğumudur...
Yeni Nesil Tarih Sahnesine Çıkmıştır: "PUTLARA TAPMAYIN..."
İnsanlaşma Kuşağı
İnsanlaşma Yolu
Yaşam ''talep'' edilmez...
taksim,ağaçlar ve yarını bugünden kurmak
Parçalanma ve Toparlanma
tanrı parçacığı,hem hem,farkındalık ve kavramlar...
sinema anlatım dilidir...
THE MATTER IS NOT THE "WOMAN"
mesele olan kadın değil ki...
*ruhsal sorunların kökenine dair *doğa-insan,bilinçaltı-bilinç,nefis-ruh *çevrimlerin birbirini baskılaması ve kullanması
İbni Arabi,CERN,Şaman,An
bir'in yolculuğu...
7 kat bilinç-7 kat sema
yolculuk
ilk gün...
oldum sandığın şeyin esamesi
Türklerin İslamlaşması,Devletleşmesi ve Medeniyete Geçişleri
Hasan Sabbah
Lilith'den Havva'ya
Kabile