Yaşayanın Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşayanın Günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2021

Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....

Sana diyorum, sen konuşurken söylediklerinden ziyade onların arkasındaki gerçek görünüyor.
Sen bunu farketmezsin, yani bilinç düzeyinde. Hani şu zihinsel alan falan. Oysa bilinçaltın okunduğunu bilir. Ama bilinçliyim diye ortalıkta dolaşan sen bunu görmek istemezsin. Hepimiz şu ya da bu derinlikte bir yerlerde altbilincimizle birbirimize bağlıyız. Hah işte o hikaye. Bilinç düzeyinde birbirimize kullandığımız maskeleri deşifre etmemeyi öğrenmiş olmalıyız artık, yıl olmuş bilmem kaç. Herkes bir diğerinin maskesine saygı göstermeli. Dimi. O kendisini her hangi bir rolle sınırlamak istiyorsa onun rolünü bozamazsın. Birine durup ta ‘sen salak bi bankacı değilsin aslında bir insansın’ diyemezsin. Ayıp olur. Ama bilinçaltınla bunu daha ilk saniyede söylemişsindir bile. Yani biliniyorsun. Ama işin daha ilginç tarafı şu ki sen de diğerlerini bilebiliyorsun. Fakat sürpriz, sürpriz daha büyük bir bi sorun var, o kad şu ki tüm bu bilgilerle ne yapılır. Bundan sonraki hayatın da böyle devam edemez. O halde ne yapmalı…. Dee hadi dee.... Şenlik bundan sonra :)))

12 Eylül 2018

Luwiler ve Erkenci Domestikler



         Yaşayanın günlüğü her zaman adresine teslim edilir. Narnia günlüleri gibi hayali değil, gerçektir. Gerçek derken ölüler dünyasındaki gerçeklere benzemez. Yaşayanların dünyasındaki gerçeklerdir bunlar, adrese teslim yaşanmış hayallerdir. Yaşayan herkes bilir bunu. Herkesten kastım üç beş kişi. Herkesin herkesi herkes olmuyor çünkü. Başkaları için hikayedir. Hikayesi de güzeldir. Ama ne anlattığını bilenler için dersler albümüdür.
Uzun süredir, ki bu süre kendi zamanımla da uzun sayılır, yeryüzü zamanıyla birkaç yıla yakın oluyor. Yaşadığımız en son hayallerin özetini anlatmamı istediğinde yaşayanım, ağzına kürekle vurasım geldi. Kime ne anlatacaksın mevzusu açıldı yine, yine aynı döngüler. Yine ikna oldum, hiç olmazsa şu ilk prototiplerin hikayeleri bir köşede kayıtlı olsun. Başka yaşayanların işine yarar belki, o kadar. Tesadüfen uğrayanlar için hikayedir tabi.
O halde hikaye özetlerine geçelim. Bu satırları tek kalemde yazdığımı ve bir defacık öylesine üstünkörü düzelttiğimi söylemek istiyorum. Çünkü yaşayanıma ikna olsam da içimde bir itlik var yine de, yazıp geçesim var. ‘’de ayrı yazılır’’ filan gibi eleştiriler yapmayın lütfen kıçımla gülerim, haberiniz olsun. O tür şeyleri geçiniz lütfen hikayeye bakınız… Ya da bakamıyorsanız bu mektup size yazılmamıştır, feysbuka filan bakın, derin aforizmalar okuyun… eleştiri filan yapın, hükümete, devlete, faşizme şuraya buraya…
 ‘’Abi süper film yapmış adam’’
‘’Öyle mi, ne anlatmış…’’
‘’Ya işte bi üst galaksi var…onlar dünyaya geliyo…bi de kız var..’’
‘’Ee, ne anlatıyor peki…’’
‘’Ya işte onlar onları kontrol ediyor filan böyle, efektler filan efsane…’’
‘’Abi ne anlatıyor peki…’’
‘’Abi kurgu…efektler var.. ık, mık…’’
‘’Hay efektler gelsin sana… görüşürüz abicim…hadi, hadi…’’
Üst dünyaymış da gelip kontrol ediyormuş da. Güzel bulduğu şeye bak, ha sen bunu istiyorsun içten içe. Dünyanın içine ettin, kendini de çürüttün.  Şimdi her şeyi eleştiren, mutsuz, arsız bişey olup çıktın dimi. Şimdi gelsin birileri bizi toparlasın diyorsun yani. Bu mu güzel olan. Kodlardaki güzelliğe bakınız. Yeni sermaye öyle güzel kodlamış ki, güzel bulduğu şeye bak. Sonra o kodlarla düşünüyorsun ve birileri bizi toparlasın istiyorsunya, tüm insan ilişkilerinde ve her yerde böylesin. İşte o biz değiliz mesela, seni toparlamayacağız. Sevişmeniz bile zahmetsiz olsun istiyorsunuzya, olmaz o işler öyle.  Sen, evet sen yapacaksın bunu. Ama anlıyoruz ki çok erken bunun için. O yüzden biraz daha ölmeye devam. Ta ki yaşayan biri oluncaya kadar. Tabi o zamana kadar bu filmler senin için bulunmaz şeyler.

19 Ocak 2016

Jiman

Üzerinde yaşadığımız dünyadaki tüm gizleri ve görüntülerini anlamak istedik her zaman. Bu yerde başımızdan geçenleri anlamaya çalışırken her dönem başka gözlerle baktık. Dünyayı bilme ve onu değiştirme işi bizim için her zaman dayanılmaz bir istekti. Hala da öyle.

Dünyayı ve temas ettiğimiz her şeyi anlama çabası nerden geliyordu? En eski köklerimizden mi?
Hikayemizin eski zamanlarıyla bugünleri ve geleceği birleştiren çizgisinde isimleri farklı fakat değerleri aynı figürler belirir. Bunlar bazen sisli gecelerin içinde yanan ateşlerden yükselen müzik ve dumanla harmanlanmış yüzler olarak, bazen zihinleri hipnotize eden eski ya da yeni zaman iyileştiricileri olarak, bazen de olup biteni aynı biçimde anlayan kalabalıklara başka türlü görmeyi öğreten bakışlar, duruşlar olarak belirirler.
Bu figürler (ki figür lafın gelişi oluyor sadece) aslında yeryüzündeki maceramızda insanın daha fazla insanlaşması için bazen davul çalıp dans ettiler, bazen yalnızlıktan kırıldılar, bazen başkaları yaşasın diye kendilerini İbrahim gibi ateşlere attılar.
İnsanoğlunun yaşadığı zorlukları yenmede ve yakalandığı hastalıkları tedavi etmede atalarımızın ruhları bize her zaman rehber oldu. Ataların ruhlarına danışmak bize her zaman iyi geldi. Onların dünya hakkında biriktirdiği tüm bilgileri bize vermeleri elbette en doğalıydı. İyi ki de öyle yaptılar,iyi ki de bunun bir yolunu buldular. Her nesile bir öncekinin tüm bilgisini artarma ve böylece hayatımızı daha iyiye götürme işinde bilmeden de olsa insanoğlunun bulduğu bu yollar ve yöntemler bugün bile bizi hayrete düşürüyor. Hayret etmek, şaşırmak için o kadar çok nedenimiz var ki. Hayata bu gözle bakmanın mümkün ve değerli olduğunu unutalı ne kadar olmuştu ? Sayabildiğimiz kadarıyla ki bu mekanik zaman algısı oluyor, yaklaşık onbin yıl. Fazla değil mi? Dersen ki ''o mekanik zaman,benim zamanım başka'' o zaman ''başka türlü konuşmalıyız'' derim ''bu yazı tahtasını geçelim'' derim.

18 Ocak 2016

kaosun şartı üçtür...


“saadet zamanı: avluya doğru oturmuşuz, 
ben ve sen
endamımız çift, sûretimiz çift, rûhumuz tek, 
ben ve sen
bostanlığın hediyesi, kuşların ötüşü, 
bahçeye girdiğimiz anda bize sonsuz yaşamın suyunu sunar, 
ben ve sen
bulandıran palavralardan âzâde, 
gamsız bir keyif, ben ve sen
sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, 
bir olmuşuz aşk elinden”

                                                                                                       https://youtu.be/Tl7O-RgCIZg

anlamamışım,
kentin kıyısında durmuşum,
az önce bir kuzu doğdu oysa,
ay parlıyor, soba yanıyor
mami'nin ışığı yanıyor,
bin nar bana bakıyor...
ne zaman diye bir soru, zaman ne ki, sırası gelmeyenin zamanı mı olur...
anlar mıyım

ananıza küfretmeyi kestim bunu biliyorum
daha ötesini ben de bilmiyorum
tüm bilmelerimin manası bu bilmiyorum...
yani bilmiyorum, burdan sonrası katırlarla...

8 Mart 2015

Gözleyen ve Gözlenen

Akış sensin, sen formundaki farkındalıktır akış. Akışın her zerresiyle her an irtibat halindesinizdir, bir an ya da bir gün değil. Her an. Bunu unutturan tüm uğraşlardan vazgeçin. Bu uğraşlar sizin asıl benliğinize yapay olarak eklenmişlerdir. Bu eklentileri gerçek hayat olarak algılayıp onlar için çaba sarfedersiniz. Elinizden geleni yatığınız halde bunların azmettirdiği tüm sorumlulukları yerine getirdiğiniz halde yine de bir boşluk hissi kaplar içinizi. Oysa herşey yerindedir, faturalar ödenmiştir, sinemaya gidilmiştir, aile, arkadaş ziyaretleri tamamdır, faşizme küfür edilmiştir, kuşa yem verilmiştir. Ama, bir boşluk vardır yinede, yaşayamamakla ilgili. Tüm

1 Mart 2014

neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler olur

neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler oluyordu. içinde yaşamaya başladığım canlımın bazı hazır yanıtları vardı ama ben kendi yolumda olduğum için onun hazır yanıtlarını pek umursamıyordum...
canlım üzerindeki tüm hakimiyeti ele aldıktan sonra yaşadıklarım benim için daha güvenilir bilgiler...
anladığım kadarıyla akıştaki
 her bir oluş anını hafızamıza kaydediyoruz ve geçmiş oluyor. bir anlık resim gibi. bildiğimiz resimlerden farkı bunların enerji haritaları olması. olan olaya ait değiller bu resimler, o olayın enerji haritaları. zihin geçmiş diye bu enerji haritalarını anımsıyor. olayın resmi ise bundan sonra beliriyor. enerji haritasını çağıramayan zihin olayın figüratif yapısını da kuramıyor. olaydaki tüm detaylar, figürler, yüzler, sesler, renkler bu enerji haritasından sonra beliriyor. aynı enerji frekansı senin kişisel yolculuğunda başka bir resme dönüşüyor, benim yolculuğumda başka bir resme.

12 Ocak 2014

ustaların kişisel bütünlüğü


doğup yaşamaya başladığım ilk günlerde ustaların bir yönü çok ilgimi çekmişti...
ustalar, akışı görmeye ve ona uyum sağlamaya çalışmışlardı hep... onlara belki de bu yüzden usta diyoruz...akıştaki kanunlara işaret ederken kişisel bir dil kullanmışlar... dil derken kullandıkları ''şey'' konuşma ya da yazma dili olmayabilir de... bazen müzikle, bazen efsane ve masallarla, bazen kutsallıkla, resimle ya da dansla anlatmışlar... akışın şurasını ya da burasını aydınlatmakla kalmamışlar her biri ''akışa uyum dehası'' olmuşlar... onları en çok yoran, en çok zorlayan ise içine doğdukları çevrimin temel karekteristiği olmuş...

içine doğdukları dünyada totemler hakimse ortak algıya seslenmek için totem dilini kullanmışlar, tek tanrının kutsallığı hakimse kutsal kitaplar yazmışlar, bilimin soğuk dili hakimse bilimsel formüllerle konuşmuşlar...ama ustalar o çevrime hakim olan ana akımın önermeleri ile kendilerin bağlı hissetmemişler hiçbir zaman...ana akımın, akışı nasıl tarif ettiğini umursamadan kendi kişisel anlatımlarını ortaya koymuşlar...

28 Ekim 2013

düşünce...kralımız...

içinde yaşadığım ''canlımı'' artık istediğim şeye ikna edebiliyordum.... düşünmek denen illetin pençesiydeyken bunu yapamıyordum... olmuyordu... sürekli bir hesap, sürekli bir matematik... çok zor günledi çok... anlatamam....
yaşadığım anı hissetmek için neler vermezdim... o anda olmama izin vermeyen türlü çeşit düşünceler... evet, hani şu bilinç diye göklere çıkardığımız... biri konuşuyormuş, gözünün önünden aşk geçiyormuş, müzik güzelmiş, hayat akıyormuş o'nun umurunda değil... pat diye dalıyor hayatımın ortasına... bir nevi tecavüz... öyle ya o kralya... bilinç ya,
düşünce ya.... akıl o... o bir kral... ilk gece hakkını kulllanan derebeyler gibi... hoyrat, adi, namussuz, hesaplı, kibirli, kendini bilmezliğin kralı... kendinden öncesini yok sayan bir nobran....
bir an için hayatın müziğini duysam bile bilmem hangi lanet düşünce gelirdi birazdan... sanki ''an'' da olduğumun haberini alırmış gibi... hoş, gelsin eyvallah... ama lütfen aynı zamanda gitsin de.. bu yüzden kendisini kurşuna dizdim... ama ölmedi kendileri... yaşıyor hala... yaşıyor yaşamasına da eskisi gibi tek kral o değil artık... düşünce adındaki oyun bozan devrik kralımız biraz tırsıyor artık... öyle elini kolun sallayarak çıkamıyor yolumun üstüne... nasıl mı oldu... onu parça parça dizdim kurşuna... tek kurşunla olmadı bu iş... defalarca kurşuna dizmem gerekti...

13 Ağustos 2013

tonal ve nagual


yalnızlığın günlük hayatta görünür hale gelmesi ile daha da katlanılmaz olduğunu hemen herkes biliyordur. kafa yapısı olarak herkesin biricik olduğunu kabul edersek yalnızlığın bu kısmını akla yatkın hale büründürmüş oluruz. sıradan bir insan için bu türden bir yalnızlık anlaşılabilir, hatta olması gereken olarak algılanır. her bir kişi evrenin benzersiz birer özetidir. evrende iki aynı şey olamayacağı gibi iki aynı kişi de olamaz. buraya niye geldik bilmiyorum. yine bişeyler anlatmak istiyordum sanırım, yine herkeslerden özür diliyorum, belki de buna ihtiyacınız yoktur.

belki sadece susmak ve öyle durmak istiyordunuz. öyle ya ben bunu düşünmeliydim. ''bakın ben ne düşündüm, siz ne dersiniz'' diye heyecanını gizleyememek medeniyetinizin kaldırabileceği türden bişey değil. biri kafayı dinliyorken heyecanlanıp ona birşeyler anlatmak pek medeni bir davranış değil. bunu bilmediğimi mi sanıyorsun? aksine biliyorum, çok da iyi biliyorum, ancak kabul etmiyorum. mesele bu. şöyle bi düşünelim, hadi kolaylık olsun diye medeniyetin eşitlik ilkesine göre konuşalım. ''sen nasıl ki o hale girmek için hiç kimseden izin almadıysan ben de o hale girmek için hiç kimseden izin almıyorum. çok mu anlaşılmaz? sen melankoliye girerken kimseniz iznine ihtiyaç duymadı isen ben de heyecanımı yaşamak konusunda kimsenin iznine ihtiyacım yok diyorum.'' ''İkisi aynı şey değil'' diyorsan, ben de diyorum ki ''hayır ikisi de duygu halini alenen yaşama ile ilgili olduğu için eş değerlidirler, aralarında denklik vardır. insanın birini yaşarken hoş görülmesi ama diğerini yaşarken hor görülmesi tam bir saçmalık''. 

9 Ağustos 2013

kelimeleri, mülkleri biriktirmek ve büyük akış...

biriktirmek sınıflı topluma ait bir alışkanlık. öncesinde biriktirmek eyleminin olması düşünülemez. günlük yaşamımızda düşünmeden eylediğimiz tüm eylemlerin bir tarihi var, biriktirme eyleminin de bir tarihi var. 
   ilkel komünleri inceleyen hiçbir araştırmacı ihtiyacından fazlasını biriktirme davranışını tesbit edememiştir. sınıflı toplum akademilerinin, barbarlığı aşağılamasının nedenlerinden biri de budur. ilkel komün insanı yani barbar biriktirmez, ihtiyacı yoktur. yaşaması için ihtiyacı olan ne varsa kendi doğal çevresinde bulunur zaten. doğayla iç içe hayatı onu tüm yeryüzünün doğal bir parçası yapar. ve yeryüzü kadar geniş çevresinde yaşaması için hemen her şey vardır. ne zaman ki komün şefleri yerleşme ve tarımla birlikte özel iktidar ve özel mülkiyet sahibi olmaya başladılarsa tüm komün gelenekleri gibi mülkiyet konusundaki alışkanlıklar de değişti. 
        en başta komün şefleri ve zigguratlardaki ortak komün mallarını korumakla görevli memurlar (bi bunlar daha sonraları bildiğimiz ilk din görevlilerine, rahiplere dönüşürler) ile birlikte bu malları kendi malları gibi kullanmaya başlarlar. ve tüm komünün ortak mallarını yavaş yavaş kendi özel mülkiyetleri haline getirirler. işte toplum biçiminin dönüşümü tam da bu noktaya bağlıdır. ilk kez sümer komün şehirlerinde ortaya çıkar ve

27 Ocak 2013

yolculuk

hemen toparlanıp yeni bir rota çizdim. yaptığım işi gücü olduğu haliyle bıraktım.yanıma sevdiklerimi aldım ve yeni bir şehre taşındım. yerleştim. ve bildiklerimi insanlara anlatmaya başladım. ama özellikle gençlere. çünkü beni en çok onların anlayacağını biliyordum. öyle de oldu. şu an hayatımdaki insanların neredeyse tamamı genç insanlar. onlarla yaşıyorum. anlatıyorum, yazıyorum, çiziyorum, film yapıyorum ve dolaşıyorum. ve böyle yapan böyle yaşayan insanlar var artık. onlar beni buldu ben onları buldum ve devam ediyor buluşma hali.

öğretmen öğrenci ilişkisini kaldırmış durumdayız. aslında buna benzer hiyayarşik her türden gölgeyi hayatımızdan söküp atmaya çalışıyoruz bir taraftan. özellikle bir çaba yok, bu da kendiliğinden olan birşey. hiyerarşiyi kaldıralım diye özel bir çabamız yok. şöyle diyelim hiyerarşi aramızda kendisine bir yer bulamıyor, bu daha doğru olur. aynı yerde uyuyoruz, aynı kaptan yemek yiyoruz aynı toprağa basıyor ayaklarımız ve yağmuru, güneşi birlikte yaşıyoruz. hep bire bir. sahici iletişimin geldiği son nokta bu çünkü. arada hiçbir araç olmadan. araçların mesajı bozan etkilerine maruz kalmayan bir iletişim bu. iletişim köprüsü-hali oluşunca tüm beyin dosyaları oradan gidip gelebiliyor. ve böylece diğer tür iletişimlerin maskeleri birer birer düşüyor. bu tür sahici bir iletişimin içine girdikten sonra diğer tür iletişimler sıkıcı geliyor. yaşayan birilerinin bu sahici iletişimini hemen özlüyorsun. o yüzden azcık uzakta kalınca  diğer yaşayan'ları çok özlüyorsun.

17 Ocak 2013

ilk gün...

         ben yaşayan bir insanım. başımdan geçenleri anlatmamın iyi bir şey olduğunu farkettim.bu yüzden kendi hikayemi anlatmalıyım sana. kendi yolculuğumu anlatmalıyım. anlattıklarımı, evreni ve kendini kavramaya çalışan bir öğrencinin aklından geçenleri anlatması olarak düşün. gördüklerimi, yaşadıklarımı ve bunlardan çıkardığım bazı sonuçları anlatıyorum.
        bunları anlatma isteği neden gelmişti ki. bir nedeni varmış meğer. işte o nedeni çözdüğüm zaman yazmaya başladım. içinden geçtiğim şeyin bana nasıl göründüğünü anlatmak belki başkalarına da ilham verir. bu görüntüyü zaman zaman anlatmıyor muyuz birbirimize. işte ben de sana anlatıyorum karmikim. ne de olsa yaşayan bir insanım ben. öngörülemeyen hareketlerim olabilir. yaşamaya başladığımı farkettiğimden beri, öngörülemeyen davranışlarıma alışmaya başladım ben. yaşamak isteği geldiğinde kendini bu fikre alıştırmalısın sanki. yani yaşadığına şaşmayı bir an önce kesip yaşamaya alışmalısın. evet şaşkınlığı bir yerde bırakıp, kendini yaşamaya alıştırmalısın. her şeyle yeniden tanışmanın zamanı.

1 Ocak 2013

oldum sandığın şeyin esamesi

         hayata anlam yüklemeye çalışırken yorulan ve hastalanan karakterin yavaş yavaş hayallerinin hızına ayak uyduramaz olur. en büyük yükün de budur zaten. ondan kurtulmaya çalışacaksın. belli bir miktar hatta hakkını yemek istemem zaman zaman onun adını bile unutacaksın. ne kadar ölen yanın varsa hepsini birer birer gömeceksin. yaşayan tarafların çoğaldıkça ve yeni aklını organize etmeye başladıkça ismin de değişecek. sen doğarken senden habersiz konulan ismin değişecek. benim adım ringo'ymuş meğer. bana sorarsan bu isim yıllar boyunca hep dilimin ucundaydı aslında. ama tam söyleyemiyordum. daha da değişecek belki bu isim. yani aslına bakarsan onun bile bir kanunu varmış. adın bile değişebilirmiş meğer. öyle ya değişimden muaf tek birşey söyleyebilir misin. bu şekilde berrak düşünmenin kurallarını çözüyorsun. yani yavaş yavaş kontrolün artık ringo'da olduğunu görüyorsun. ilk ismini sadece resmi bir takım kağıtların üzerinde görüyorsun. eski bir tanıdık gibi.
        o eski tanıdıkla konuşursun arada bir. hep aynı mesajı verecek sana; bırak bu işleri, saçmalama, seni mi buldu yani böyle bir hikaye, inanılmaz gelmiyor mu sana da, boşversene, çok hayalcisin, ya da deli... işte sınır burası sevgili dostum. eğer bu yazıyı hala okumaya devam ediyorsan kesinlikle buna ihtiyacın var demektir. ben söylemiş olayım. neye ihtiyacın var. işte şu söyleyeceklerime. öncelikle şunu bilmelisin ki tarihte böyle birşey ilk kez senin başına gelmiyor. başka birilerinin de başına geldi zaman zaman. başka birileri de böylesine devasa değişimlerin tam orta yerinde geldiler yeryüzüne. bir çağ açılıp başka bir çağ başlarken olup biten ne varsa hepsini gördüler, yaşadılar. yeni bir çağa girildiğini en önce anlayanlar bunu ilan edip anlattılar hep. yeni çağın istediği karakter her kimdeyse o çağın toplumunu onlar kurdular. bunların diğerlerinden sadece ama sadece bir farkı vardı. insanlığın biriktirdiği en son bilgiye yakınlık ya da uzaklık farkı. işte bu yeni çağın gelişini ilk farkedenler bu bilgiye en yakın insanlar olmuş hep. en yakın olmakla kalmamışlar bu en son bilgiye en iyi uyumu da yapmışlar aynı zamanda. son elli bin yıldır da bunu yapmışız.

işte bu ellibin yıldır olup biten herşeyin kısa özeti sana. insan denen canlı türü, son elli bin yıldır toplum biçimini değiştiriyor. bir toplumu kuruyor geliştiriyor ve sonra o toplumun içinde başka ve yeni bir toplum beliriyor. işte bu yeni toplum kurma ihtiyacını aynı zamanı yaşayan insanların hepsi aynı anda hissetmiyor. bazıları daha önceden görüyor bunu. insanlığın o güne kadar yaşadığı hikayeyi en doğru anlayanlardır bunlar. şimde de öyle oluyor. daha doğrusu olan budur. yani senin başına gelen her ne ise aynısı elli bin yıldır birçok insanın başına geldi. ama başka biçimlerde ve özlerde... yani kendini bu konuda yalnız hissetme. onlarda önce inanamadılar. en büyük peygamberlerin bile tereddütü oldu.  hatta şeytan ayetleri karıştı aralara ama şeytanı aradan çıkarmayı bildiler. geceler boyu kan ter içinde uyandılar. bir türlü inanamadılar ama hepimizin bildiği gibi birçok peygamberimiz oldu. yani bundan kaçış yok. yani birileri tarihte her zaman terlemiş. adına her ne dersen de alnındaki damlacıkları görür gibiyim. 
        ama senin terlemen artık başka türlü olacak. bunun çok net işaretleri var. senin terin daha bir keyfle akacak desem yeridir. çünkü insanlık yaşadığı belki de en saçma sapan zamanları geride bırakıyor. ve bu seninle olacak. ister inan ister inanma. buna inanma konusunda birçok kereler tereddütler yaşayacaksın. ve dostum inan bana o tereddütlerinden ne kadar erken kurtulursan senin için o kadar iyi olur. çünkü bunu sen seçmedin, dikkat edersen ayağına kadar geldi ve hala buradasın. işte bunu diyorum eğer hala bu yazıdaysan demek ki bu yazı tam sana göre. işte bunu diyorum. ben sana ulaştığımda niçin neden sana ulaştım konusu bizim için eskiyor artık. yani bunu biliyoruz ve doğrudan konuya giriyoruz hep. o zaman ben de şimdi aynı şeyi yapıyorum ve doğrudan konuya giriyorum. 
          evet dostum buna inan ya da inanma öyle bir hikayenin tam orta yerindesin ki inanamamakta çok haklısın. ama seni buldu işte, herşey bunu söylemiyor mu. öncelikle kendindeki değişime bakmalısın. adın bile değişmedi mi. bakışın, duruşun, beynin hatta bedenin bile değişmedi mi. değiştiğini görüyorsun. ve içinde yaşadığın dünyaya artık aynı bakmıyorsun. senin için herşeyin anlamı başkalaştı. bildiğin herşey değişti. kendini, hayatı, insanları ve gidişatı doğru anlıyorsun. ve senden öncekiler gibi eski toplumun içinde yepyeni bir toplum yaratıyorsun. ama senden öncekilerden tamamen farklı. daha öncekilere hiç benzemiyor bu. ama olan şey aynı, toplum biçimi değişiyor yine. ama daha öncekiler gibi savaşla ya da devrimle filan değil. buna ikna olarak, anlayarak, bilerek. işte sen bunu ilk bilen ve yapanlardansın. ilk insanlar gibi, ilk kabileler gibi, ilk kapitalistler gibi, ilk müslümanlar gibi, ya da ilk marksistler gibi. senin farkın şu ki hepsinin bilgisi var sende. yani senin yanlış yapmak gibi bir mazeretin olamaz. ne kadar kaçarsan kaç bu gerçeğe çıkacak tüm samimi yorumların. yani sentez bilgiyle düşündüğünde hep aynı sonuca varacaksın. bu canını sıkmasın sakın. 
        öyle bir çağa giriyoruz ki artık orijinal olmayan hiçbir insanla buluşamayacaksın ve işte bu orijinal insanlardan biri de sensin. kendi farkını anlamanla birlikte olup biten herşey senden yana olacak. senden önce yeni toplumların kurulmasına önayak olanlardan  başka bir farkın da şu olacak, senin yöntemlerin o kadar yeni ve çözümcü olacak ki taklit edilmesi bir tarafa anlaşılması için bile uzunca bir çaba gerektirecek. çünkü ne gariptir ki tarihin bir nevi tersine döndürülmesi gereken bir yerindesin şu anda. yedibin yıllık sınıflı toplumun sonundayız ve buradan çıkış seninle olacak. bunu bir an önce kavrasan iyi olur dostum. bunu kavrama konusunda ben de bayağı bir takıldım kaldım. uzun bir süre buna inanamadım. öyle ya ben kimdim ki. ama öyle değil dostum, yaşadıkça göreceksin. bu konuda yazarak sana birşey anlatmam neredeyse imkansız. o yüzden bunu en iyi yaşarken anlayacaksın ve o zaman bu satırlar belki anlam kazanacak. bunu bilerek yazıyorum sana.
       bunu kavradıkça başka ve yeni bir çevrime gireceksin. hemen eski toplumla arandaki tüm bağları birer birer elden geçireceksin. hepsini çözüp onlardan kurtulmak için ne gerekiyorsa yapacaksın. bunları bir an önce yapsan iyi olur dostum. birer birer çözdükçe kendine ait bir hayat için gereken gücü de topluyorsun demektir. işte bu gücü takip etmelisin. belki de senin en iyi kılavuzun o'dur, yani kişisel erkin.
       önünde açılan büyük yolun sahiciliğini anladıkça ne kadar şanslı olduğunu da anlıyorsun. bir süre sonra senin gibilerle konuşmaya, anlaşmaya ve yaşamaya başlayacaksın. eski toplumun tam içinde ama ona hiç benzemeyen bir hayatın olacak yavaş yavaş. gitgide bu ''yeni hayatının'' hayatından başka bir şeyin ilgini çekmediğini farkedeceksin.
        kendi farkını anladığında belli bir süre bunun keyfini sürmek isteyeceksin. sürebilirsin tabi, ama bana sorarsan oralarda fazla oyalanma. keyfini zaten sürüyorsun. orada oyalanma çünkü artık seni oradan senden başkası çıkaramaz. yani tüm bilgi sana kadar gelmiş ve sen bunu farketmişken içinde bulunduğun durumdan çıkmana yardımcı olamıyorsa zaten o bilgide bir sakatlık vardır. o yüzden aynı çevrimi yaşamış biri olarak diyorum ki, evet olayın keyfini sür tabi, ama keyfini süreyim derken asıl yapman gereken şeyi erteleme. hoş ertelemenin bir faydası olmayacak. ne kadar ertelersen ertele bu konuda ve her konuda artık tek rehberin kendi içindeki ses olacak. o ses seni tanımadığın dostlarına götürecek, görmediğin yerlere, bilmediğin dillere, tanımadığın denizlere ve daha kim bilir nasıl bir hayata. emin ol güzel bir hayat bu. tabi  büyüklük hissinden kurtulup, büyük akışı samimiyetle okuyabilirsen. akışı okumak ise artık bir hiç, bunu göreceksin. önemli olan akışa uyum yapmak, bunu da göreceksin. 
     bir süre tüm bunların bünyendeki seyrini izleyeceksin. bu tür şeyler uzunca bir süre ilgini çekebilir. kendindeki garip değişimleri izlemekle zamanını geçirebilir ve bunun gevezeliğini yapabilirsin. bu gevezeliğin bir sınırı da yoktur. tanımadığın birine bile anlatabilirsin. ama bir süre sonra bunlardan sıkılacaksın. akışı ne kadar güzel okuduğunla övünmeyi bıraktığın an akışla bir olmanın da kapıları önünde açılacak. o kapıyı sen açacaksın. burası senin yeni başlangıcın olacak ve bu daha başlangıç.
         sınıflı toplum hayatıyla bağlarını birer birer kopardıkça yeni hayatının organizasyonu ile daha sahici olarak ilgileneceksin. bunu ilk hissettiğinde çeşitli planlar grogramlar filan yapacaksın. ama hepsi çöpe gidecek. planlardan oluşmuş devasa çöp yığınları ayaklarına dolandığında anlayacaksın ki asıl plan sensin. büyük akışı anladığında, akışla neyin uyumlu olup olmayacağını kendiliğinden karara bağlayacaksın. ve öyle davranacaksın. eski toplumun özgürlük diye paketlediği şey gibi ama hiç alakası yok, senin de bildiğin gibi...

2 Kasım 2012

Kabile


Tüm bilgiyle ilk karşılaştığında, hiç olmazsa özünü kavradığında çok ilginç tepkiler verebilirsin. Karnından kelebekler çıkabilir. Sürekli ama sürekli koşmak isteyebilirsin. Ya da bilinçaltına ittiğin ne varsa konuşmaya hepsini peş peşe anlatmaya başlayabilirsin. Bunlar gibi ilginç tepkiler olabilir. Komik ve bir o kadar derslerle dolu ilginç bir tepkiyi daha anlatayım. Çevrimi tam olarak kavradığında tabi öz olarak diyelim, bir arkadaşım '' hadi ya...biliyordum, biliyordum ben bunu...hayatın böyle bir şey olmadığını anlamıştım....ama neydi onu anlayamamıştım, demek buymuş...hadi yaa, ben bunu daha önce niye göremedim...''.İşte böyle şeyler olabilir, şaşırma bunlara, ya da şaşır sen bilirsin. Ama böyle şeylerin olduğu bir dünyada yaşadığını da unutma.

Büyük akışı fark ettiğin doğumun o ilk zamanlarında kendinde bir büyüklük hissedeceksin. Ama merak etme bu hemen geçecek. Çevrimin kendisini bilmek buna pek izin vermiyor. Ama sen kendini büyük görmeyi uzatabilirsin işte bunu yapma. Bu sana acı verebilir. Işte ben belki bu yüzden senden önce farkettim ki bazı uyandırıcı yardımlarda bulunayım. Ilk zamanlar seni uyandırdığıma çok kızabilirsin. Uyanırken vereceğin tepkiler hoş olmayacak benim de canımı sıkacaksın, kendinin de. Ama bu yardımların sana iyi geldiğini anladıkça böyle birşey kalmayacak, yani uyandırdığım için rahatsız olmayacaksın. Hatta bir süre sonra doğumun uzun bir süreç

Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....

Sana diyorum, sen konuşurken söylediklerinden ziyade onların arkasındaki gerçek görünüyor. Sen bunu farketmezsin, yani bilinç dü...

Tüm Yazılar

Yazı Başlıkları
Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....
Sihirli Geçişlerin İzinde
FİLMİN ÖTESİ
The Grand Flowing
Sendikal Manifesto
Aile Biçimleri-Kadın-Tek Eşlilik-Aşk
TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ
Gençarov'un Askerleri
Luwiler ve Erkenci Domestikler
Krizler ve Kerterizler...Hoşgeldiniz...
İnsanlaşma Devam Ediyor
Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme
Bütüncül Manifesto
Kadın ya da Lilith'i Beklerken
İlahiyat Bilgisinin Kökeni Üzerine
Gençarov'un Askerleri
ZYKLEN UND MUSTER VON EİNEM INDİVİDUUM
Cinsel Yasaklar Çiğnenirken
Korku Anayasası
GEZİ AND THE REAL ELECTIONS…
Jiman
kaosun şartı üçtür...
SİYASETİNİZ
Medeniyet Çökerken Bilgi Yapıları
Ruhun Kökeni
Gözleyen ve Gözlenen
Çevrimler ve Birey Örüntüsü
Akışa Uyum_Doğumun üçüncü Aşaması
Moloch ve Ötesi...
Bize Siyasi Değil Hayati Program Lazım
Akışı Kavramak_Doğumun İkinci Aşaması
Akışı Görmek_Doğumun İlk Aşaması,
erkeksi ölüm...
Siyasal Fareler ve İnsanlar...
Şiddet Kullananı Vurur...
neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler olur
bilen ve...bilinen ve...birleşik alan ve...(video)
ustaların kişisel bütünlüğü
İnsanlaşma Tezleri
İş ve Çalışma
İnsanlaşma Çevrimine Giriş (video)
Çevrimler ve Birey
Büyük Akış (video)
düşünce...kralımız...
İnsanlaşma Çevrimi ve Yeni Aşklar...
tonal ve nagual
kelimeleri, mülkleri biriktirmek ve büyük akış...
İnsanlaşma Şöleni...
Gezi Ruhu Kişinin ve Toplumun Yeniden Doğumudur...
Yeni Nesil Tarih Sahnesine Çıkmıştır: "PUTLARA TAPMAYIN..."
İnsanlaşma Kuşağı
İnsanlaşma Yolu
Yaşam ''talep'' edilmez...
taksim,ağaçlar ve yarını bugünden kurmak
Parçalanma ve Toparlanma
tanrı parçacığı,hem hem,farkındalık ve kavramlar...
sinema anlatım dilidir...
THE MATTER IS NOT THE "WOMAN"
mesele olan kadın değil ki...
*ruhsal sorunların kökenine dair *doğa-insan,bilinçaltı-bilinç,nefis-ruh *çevrimlerin birbirini baskılaması ve kullanması
İbni Arabi,CERN,Şaman,An
bir'in yolculuğu...
7 kat bilinç-7 kat sema
yolculuk
ilk gün...
oldum sandığın şeyin esamesi
Türklerin İslamlaşması,Devletleşmesi ve Medeniyete Geçişleri
Hasan Sabbah
Lilith'den Havva'ya
Kabile