Çevrim Bilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çevrim Bilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2020

TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM

TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM


İnsanlık tarihini bir bütün olarak kavramadıkça ve daima göz önünde tutmadıkça düşüncelerimiz yüzeysellikten, davranışlarımız ise dar çabalardan öteye geçemez. Diğer bir sakıncası da bu düşünceler ya da çabalarımız yakın geçmişin determinizminden kurtulamaz, yakın geçmişin baskısı ile şekillenir. Bunun tek ilacı insanlık tarihini aydınlatan sağlam bir teoridir. Bu yüzden bakışaçımızı geliştiren, hem kişisel hem de toplumsal olarak yolumuzu aydınlatan inanç temeli (teori) üzerinde yoğunlaşmak hayati öneme sahiptir. Zaten teorinin işlevi budur: toplumsal çevrimin doğa ile bütünlüğünü her adımda kurarak, doğru yorumlar getirmek ve ona uyum yapmaktır. Maalesef bizde bir türlü anlaşılmayan ve olmayan şey de budur.

16 Aralık 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI


Yenilenen Tanrılar,
Somut totemlerden göklere doğru bir yolculuktur kutsallığın yolculuğu. Soyut tanrılar geliştikçe totemler yok edilir, süs eşyasına dönüştürülerek pasifleştirilir. Eskinin ağaç kültü bardak olur, aslan totemi kapı tokmağı olur. Ya da ilk totemi ayıdan çocuk oyuncağı yapar insan. Bu gidişatta çevrimler arası ilişkinin tüm özellikleri görülür. Her kutsallık bir öncesinin içinden çıkar, onu baskılar ve kapsar. Fakat asla yok olmaz, hem toplumsal hayatta hem de kişiliklerde belli bir katmana dönüşür. Totem inancı bireyin ruhundaki bir katmana dönüşür ve bazen rüyalarında görülür. Hatta bu baskılamanın altını çizmek için adı bile anılmaz, üç harfliler olarak kodlanır.
Mitlerin, efsanelerin hangisine bakarsanız bakın bir önceki anlatımıyla ya birebir aynıdır ya da ondan izler taşır. Efsaneler ne kadar dönüşürse dönüşsün kullandıkları sembolik dil aynı kalır. O yüzden mitlerdeki, efsanelerdeki ya da kutsal kitaplardaki her olayın gerçek anlamına ulaşmak için öncelikle sembolik değerine bakmalıyız. Sümere yerleşen ilk komünlerle onlardan sonraki toplumların mitleri ve kutsal kitapları birbiriyle tutarlı motiflere sahiptir. Bu tutarlılık yaratılış konusundan, tufanlara, tanrıların özelliklerinden, cennet ve cehennem tasavvuruna kadar hemen her konuda vardır. Fakat unutmayalım ki sürekli somuttan soyuta doğru ve öncekinden daha incelikli motiflerle devam eder. Bu motiflerin temel anlamı aynı kalmak üzere değişik toplumlarca sürekli olarak işlenir. Yeniden işlenmesinin nedeni ise tamamen yeni toplumsal ihtiyaçlara uygun yeni emir ve yasakların yerleşmesi içindir. Efsaneler ve kutsal kitaplardaki sembolik dilin dönüşümlerine dair çılaşmalar fazlasıyla var. Örneğin İsa Peygamber karakterinin Mısır'daki Horus'tan geldiği, ya da Mısır'daki Osiris'in, kutsal ruha onun da Cebrail'e dönüşümünün ispatlanması gibi. Örneğin güvecinin sembolik değeri mesaj taşıyan haberciliğidir ki özellikle antik resimlerde kutsal ruh bu yüzden güvercinle anlatılır.

26 Kasım 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ


              Rasyonalist Tanrılar,                         İlk medeniyetler doğal olarak Sümer medeniyetini örnek alırlar, çünkü başlangıç orasıdır. Bu medeniyetler olağan sınırlarına ulaştığında tarihte yeni bir tıkanma ya da duraksama görünümü ortay çıkar. Fakat hemen peşisıra Helen ve Roma Medeniyetleriyle antik tarihteki bu tıkanma aşılır. Tıkanıklık aşılınca antik tarihin küreselleşme koşulları oluşur. Ve bu küreselleşmeye antik tarihte ilk kez İslam Medeniyetiyle ulaşılır. Ondan sonra zaten çöküş aşaması gelmiştir. Uzun bir ortaçağdan sonra sınıflı toplumun antik zamanlarının sonuna gelinmiştir. Artık modern zamanlar açılıyordur, ki bu çağda tüm kutsallık ve tek tanrı inancı bilimsel bilgiyle bilince çıkarılacaktır.
          Modern zamanlarda kutsallığı izah etmeye çalışan rasyonalizm ya da laisizm ise her şeyin kökenini Sümer tabletlerinde ya da Tevrat'da bulur fakat Kuran'a pek yaklaşmaz. En fazla Tevrat'ın, İncil'in ve Kuran'ın Sümer'deki köklerinden yola çakarak ilginç teoriler geliştirmekle yetinir. Bu teorilerin ortak noktası kutsal kitaplardaki efsanelerin bu kitaplardan çok önce zaten bilindiği, dolayısıyla bu kitapların orijinal olmadığı yönündedir. Kutsal kitapların peygamberler tarafından yazıldığı, çünkü zaten öyle gökte yaşayan ve her şeyi yaratan bir tanrının olamayacağı, bunun bilimsel olarak mümkün olmadığı anlatılır. Hemen söylemek gerekir ki, evet bu tür bir tanrı yoktur, fakat bir tür tanrı algısı vardır. ''Kutsal kitaplarda anlatılan türden bir tanrı yoktur'' demek ne inancı ne de kutsallığı izah etmiş sayılmaz. Laisizm, ateizm ya da rasyonalist anlayışlar bu açıdan işin kolayına kaçmış olurlar. Gökyüzünde yaşayan ve her şeye gücü yeten bir tanrının bilimsel açıdan olamayacağını söylemekle ufkumuz açılmaz. Üzerinde durulması gereken tanrı inancından öteye insandaki kutsallık ya da inanç arayışının sebebi konusudur. Tanrıya ya da bir dine inanmayan bir çok insan örneğin başka bir şeye inanç duyabiliyor, onu kutsallaştırabiliyor. Gelecek güzel günlere, bir lidere, bir ideolojiye, bir başka şeye bilerek ya da bilmeyerek inanabiliyor insan. Bu durum kutsallığın tanrıdan başka bir şeye yöneltilmesi oluyor ki asıl izah edilmesi gereken de burasıdır. Çünkü kutsallık burada biçim değiştirerek tanrı yerine başka bir şeye yöneltilmiş oluyor sadece. Bu konuda dişe dokunur bir açıklama bulmak zor. ''Ben tanrıya inanmıyorum, şuna inanıyorum'' şeklindeki ifadede inancın yöneldiği şey tanrı değil başka bir şey olmuştur, onu kutsallaştırmışsınızdır, o kadar.

11 Kasım 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ

   Kur'an, her zaman İbrahim Peygamber'i referans alır. Çünkü tek tanrı ya da özel olarak Allah inancının başlangıç noktası İbrahim Peygamber'dir. İbrahim Peygamber'in Allah inancı sonraki peygamberlere ve tabi ki Muhammed Peygamber'e son zerresine kadar sirayet eder.
       Sınıflı toplumun ilk ve antik biçimi Sümer'de başlar. Daha sonraki modern kapitalizmin ve küreselleşmenin ilk çevrimidir. O yüzden günümüzün başlangıç noktası da Sümer'dir. Bugün her ne görüyor ve yaşıyorsak Sümer'de bir kökü, kökeni mutlaka vardır. Aile yapısından, devlete, paraya, yazıya, tekniğe, kutsallığa ya da eğitim sistemlerine kadar her tür döngünün başlangıcı orada bulunabilir. Gerçeğin son görünümüyle başlangıç noktası birbirine hiç bemzemese bile yine de her gerçek o başlangıç noktasına hassas bir şekilde bağlıdır. Filmin son karesi ile ilk karesi çok farklı olsa da, o son kareye ilk kareden yola çıkarak gidilir. İbraham Peygamber'le Muhammed Peyamber arasında böyle bir bağlantı bulunur. Biri Allah inancının teorik köşe taşlarını koyar, diğeri bu köşe taşları üzerine en son ve tamamlanmış bir din pratiği yaratır. Yine ilginç bir şekilde biri Kabe'ye ilk taşı koyar, diğeri ise antik dünyayı Kabe'nin bulunduğu yerden başlayarak ilk kez küreselleştirmenin yolunu açar.

6 Kasım 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ


Kutsallık çevriminde kendiliğindencilik her daim ön planda olmuştur. Çünkü daha en başından her şey kendiliğinden geliştiği için, kendiliğindencilik sonraki gelişmelerin tümünde bir fon gibi durur. Kendiliğindencilik kutsallığın hem bireyde hem de toplumdaki etkilerinin tahmin ettiğimizden de derinlere işlemesinin nedenidir. 
İnsan hayvanların dünyasından uzunca bir yolculukla ayrılarak toplum haline gelir. Bu gelişte edindiği ilk kutsallık algısının dağ, taş, bitki, hayvan totemlerle olması onun nereden geldiğini gösterir. Dolayısıyla çok rahat söyleyebiliriz ki insanın ilk atası, geldiği yer elbette doğadır ve elbette ki ilk kutsallığını da doğaya bağlayacaktır. Çünkü oradan gelmiştir, işte bu kendiliğinden oluşan kutsallık bilinci de açıkça bunu anlatır. Totemler tam olarak bunu ispatlar. Doğanın mirasıyla komünün yaşam ihtiyaçlarının karşıtlığından ortaya çıkan bilinç-bilinçaltı yapısı ruhun belirdiği işleyiş olur. Kutsallık ve civarındaki her şey  buraya yerleşir.

27 Ekim 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI



Başlangıcından günümüze birey ve toplum arasındaki ilişki sürekli değişir. İnsanın doğadan ayrılıp toplumsallaştığı ilk zamanlarda bireyin ya da bireyselliğin esamesi okunmaz. Hatta ilkel komünde bireylerin bir adı bile yoktur. Ait oldukları komünün, boyun, soyun, kabileNin ya da klanın adı aynı zamanda o bireyin de adıdır. Fakat günümüze doğru geldikçe toplumsallık dağılır, parçalanır ve bununla paralel olarak birey ön plana çıkar. Bunun en önemli  nedeni bireysel mülkiyetin hastalıklı bir şekilde toplumsallığı parçalayıcı etkisidir. Bireysel mülkiyet ve ona bağlı tüm olumsuz gelişmeler yaşanarak yeni bir toplumsallığın yolu da açılacak gibidir. Çünkü yedi bin yıllık sınıflı toplum tarihi kendisinden önceki çevrimin en temel unsurunu yani ilkel komünü parçalayarak hayatını sürdürebildi. Ve bu hayatın son demleri de işte bu bireysel mülkiyet ve ona bağlı hastalıkların sonu gelmez krizleriyle yaşanıyor. Burada en temel çevrim yasası yani her çevrimin bir öncekini kendisine malzeme yaparak kapsaması durumu trajik biçimlerde işler. Bireyin içinden çıktığı toplumsallığı parçalayan bir pozisyona gelmesi eski toplumsallıkları yok ettiği gibi birey mülkiyetini de ortadan kaldıran yeni bir toplumsallık için zemin hazırlar. Bu zemin içine girdiğimiz bu geçiş çağında fazlasıyla vardır. İlkel komün çevrimi en az ellibin yıl sürer. Sümer'de başlayan sınıflı toplum çevrimi ise altıbin beşyüz yıl ve ardından açılan modern kapitalizm çevrimi son beşyüz yıldır devam ediyor. Çevrimlerin gelişimini ve tüm bu tarihsel hesapları birbirini takip eden tren vagonları gibi anlamamak lazım. Aksine son derece karmaşıklıklar içeren gelişmelerdir. Fakat toplumsal çevrimlerin de kendi içinde bir mantığı var. O yüzden tüm bu tarihsel karmaşıklığı belli yasalarla ifade edebilme kolaylığına bugün ulaştığımız için bu formülasyonlarla da düşünüp konuşabiliyoruz. Çevrimlerin ilerleyişini burada uzun uzadıya açmadan ki bunlar Çevrim Bilgisi çalışmasında ciddi arayıcılar için ulaşılabilir durumda, burada sadece her bir toplumsal çevrimin iç dinamiklerine kısaca değinerek geçelim. Çünkü kutsallık çevrimi tüm bu çağlar boyunca değişik özler ve biçimler alırken aslında bu çevrimlerin esas dinamikleriyle şekillenirler. O nedenle her bir çevrimin asıl dinamiklerine kısaca bakalım ki kitap metni boyunca yolumuzu kaybetmeden akışı takip edebilelim. İlkel komün elli ile yetmiş bin yıl boyunca yani Sümer'e kadar üç büyük devirle ilerler ve her birinin kendi iç dinamikleri var. Doğadan kesin olarak ayrıldığı ilk devirlerde avcılık ve toplayıcılıktır yaşam biçim. Sonrasında hayvan ve bitkilerin evcilleştirildiği, ağırlıkla da hayvan sürüleri üzerine inşa edilen bir yaşam biçimi gelişir. Ve nihayet yerleşik hayata geçilen ve ağırlıkla tarımsal üretime dayalı bir yaşam biçimi. Dikkat edilirse ilk devrin etkinliği doğada hazır haldeki bitki ve hayvanların elde edilmesiyle ilgilidir. Ki doğada hazır haldeki hayvanlara ulaşma etkinliğinin adı da avcılık oluyor. Bitkiler için de aynı şey sözkonusudur, hazır haldeki bitkiler toplanır. Ayrıca bir bir üretime ya da çabaya gerek yoktur. Bir sonraki devirde ise doğada hazır halde bulunan bu bitki ve hayvanların yeniden üretimi sözkonusudur. Yani bir önceki çevrimde  hazır halde bulduğu bitki ve hayvanları insan yapay olarak çoğaltır. O bitki ya da hayvanın kendi döngülerine insan müdahalesi başlar bu çevrimde. Ki bu çevrim çeşitlil hayvan türlerinin evcilleştirilip sürüler haline getirilmesi ve bunun üzerine kurulu bir yaşam biçimi oluşturur. Çobanlık asıl faaliyet olur.

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ



İnsanlaşma ve kutsallık aynı başlangıç noktasına sahipler. İnsanın, farkındalık sahibi bilinçli varlık haline gelmesiyle kutsal olanı keşfetmesi aynı ihtiyaçtan dolayı olur.Türünü devam ettirme ve yaşamak için ihtiyaç duyduklarını bir yaşam biçimi olarak organize etmesiyle ilgilidir konu. İnsan türü, yaşam biçimi sürdürülemez hale geldiğinde sürdürülemez olanın yerine yeni bir hayat tarzı geliştirir. Bu onun insan olma dinamikleriyle ilgilidir diyebiliriz. Ya da antik çevrimin ifadesiyle fıtratında vardır. İnsan geliştirdiği bu yeni hayat tarzını sarıp sarmalayan bir dolu kutsallık geliştirir. Ve onu koruma altına alır. Nesilden nesile iletir ve nesiller boyunca bu kural ve yasaklar belki de bir milyon yıl boyunca, yeni araştırmalara göre daha da uzun sürebilecek bir süre önce insan hayatına girer.

19 Ağustos 2017

İnsanlaşma Devam Ediyor


Doğa ve insan, yeryüzü bütünlüğünün ayrılmaz parçalarıdır. Fakat bu bütünlük çok yönlü insan etkinlikleri nedeniyle bozuldu. İklim, toprak, su kaynakları, gıda gibi temel döngüler aşırı üretim ve tüketimin baskısı altında bulunuyor. Doğal döngülerin insan etkinliğiyle olağan seyrinden çıkmış olması, insana bu durumu onarma sorumluluğu yüklüyor elbette. Ancak doğa ve insanın içinde bulunduğu açmazları onu yaratan düşünme ve yaşama biçimleriyle aşmak mümkün görünmüyor.
İnsanlık tarihinde bireyden önce toplum doğmuştur. Birey ise tüm tarih boyunca toplumun rahminde olgunlaşıp tarihin en temel unsuru olarak ortaya çıkar. Toplum-birey ilişkisi başlangıçtan günümüze izlendiğinde başlangıçta bireyin adı bile yoktur. Klanın, komünün, aşiretin, boyun, soyun kısacası ait olduğu toplumun adıyla anılırdı. Büyük patlamadaki toz ve gaz bulutunun zamanla belli yoğunlaşmalar yaratıp kristalize olarak galaksileri ve gezegenleri oluşturması gibi toplum da kendi rahminde kişiyi olgunlaştırıp geliştirdi. Olgunlaşması belki elli bin yıl sürdü ama son elli yıldır tarih sahnesine çıkmak için çeşitli denemeler yapıyor. Tüm tarih boyunca olgunlaşan birey, yeni bir toplumun doğumu için hazır olmak istiyor ve hazırlanıyor. Olumlu ya da olumsuz bir çok örneğin altında bu derin gerçek yatar.
Dünyanın hali ve yaşadıklarımıza bakınca biraz tuhaf görülebilir ancak insanlaşma devam eden bir süreç ve insan bu çağda bunun en önemli kavşaklarından birine ulaşmış gibidir. Onu var eden tüm sosyalleşme biçimlerini (ırk, din, millet, sınıf, aile) aşan yeni yaşam biçimlerini kurabileceği bir mecraya çoktan girdi.

30 Temmuz 2017

Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme


Kişi Çevriminin Diğer Yüzü
Eski toplumun son limanı kişi çevrimi evrensel niteliklidir. Sınıflı toplumun antik, modern zamanlarından sonra açılır ve içinden çıkageldiği çağların bütün izlerini bedeninde ve ruhunda taşır, bizim gibi. Ve bu geçiş çağının en büyük sorunu da bu gelişmeye bağlı olarak ortaya çıkar. En başta insan olmak üzere hemen her şey çürür, yozlaşır, çölleşir. Bu, kişi çevriminin diğer yüzüdür.
Toplum en başından beri kendi rahminde ‘kişi’yi geliştirip güçlendirmişti tarih boyunca. Çağımızda ise kişi sınıflardan, uluslardan, geleneklerden hemen her tür sosyal bağdan kurtulup serbestleşiyordu. Kişinin sosyal bağlarından kurtulması bu çağın orijinal tarafıdır. Sosyal bağlarından serbestiyet kazanan kişi, çağın en temel iki özelliğinin yaşar; kişilik parçalanması ve uyum. Para, zaman ve çevre bulduğu sürece parçalanma süreci devam eder. Parçalanma süreci boyunca kişi açlıklarını doyurmak için harcar bunları. Para, zaman ve çevre ilişkilerini bir tür yakıt olarak kullanır. Bu yakıtlar olduğu sürece de açlıklarının peşinde paralar kendisini.
Diyelim ki bu parçalanma cehenneminden şifa bularak toparlanarak çıktı, işte o zaman daha önce şuursuzca koparıp attığı tüm sosyal bağlarla yeniden tanışır. Onları yeni baştan, büyük resimle irtibatlarını kurarak, bilinçli olarak yaşar. Bu esnada bu bağların bir kısmını da eler. Kalan kısmıyla yeni bir kodlama üzerinden ilişki kurar ve her birini olması gereken mesafeye yerleştirir. İşte tam burası yeni tür insanlaşmanın değerlerinin hayat bulduğu yer olur. Bu gerçekleştiğinde eski çevrimin hiç bir mirası rahatsız etmez, edemez.

26 Temmuz 2017

Bütüncül Manifesto

        
             Sinema, bizde ve dünyada bu haliyle devem edemez ve edemiyor. O yüzden sinemayı ve ona ait her şeyi yeniden kurmalıyız.
              Sinemayı yaratan kendini ifade ediş, varoluş, sanat gibi itici alaşımları kayboldu. Son yıllarda ise sırtını teknikle ilerleyen, yeni söz söylemeyen efekt yığınından ibaret bir sektör durumuna geldi. Kendi içinde evrilse bile hayatımıza girdiği haliyle, yani düz çizgisel haliyle devam etmeye çalışıyor, edemez.
             Sinema tarihinde, akımlar, manifestolar hepsi olağan bir gelişimin parçası olarak var olageldiler. Yanlışlar dahil, tüm çabaların hakkını teslim etmeliyiz.
             Yüz yıllık sinema tarihinden hayatla sanat arasındaki gerilimden olumlu yönde beslenen bir sinema çıkmadı. Birbirini yönlendiren, tüketen ve nihayetinde kopuşa götürdü yapılan sinema. Hayatı ve sanatı tarihin hiç bir döneminde bu kadar birbirine öteki, birbirine düşman görmemiştik. Sanatçıyla hayatın ayrı duruşları, duşumları da bunun somut göstergesi.

20 Temmuz 2017

Kadın ya da Lilith'i Beklerken

               

Hemen her türden iyileşme sanıldığı gibi çok çaba istemez. İyileşme için gerçekten gerekli olan şeyler o kadar azdır ki. Üstelik hemen hepsi de bizde bulunur zaten. Genellikle belli bir yapma etme eyleminden çok yapmama etmeme ile birlikte gerçekleşir iyileşme.  “Şunları, bunları yaparsan iyileşeceksin” telkinlerinin tersine “şunları, şunları yapmazsan iyileşme yoluna girebilirsin” önerisi kişinin paramparça olduğu günümüzde daha gerçekçi bir öneri gibi duruyor. Hem yeryüzü için hem de bireyler için.
Dünyanın altını, üstünü, ormanını, ağacını, taşını, toprağını kemirmeyi bırakmak dünyayı iyileştirir örneğin. Bunun gibi her tür aşırılığı, açlıkların peşinde koymayı bırakmak da bireyi iyileştirir. Sadece bazı eylemleri
yapmamakla iyileşmeye başlayabiliriz. Komik ve de ironik gelebilir ama bu saydıklarımızı insanın yapmaması o kadar da kolay değil. Yani birşeyleri yapmamak o kadar da kolay değil :)) Keyf ya da konfor adı altında sunulan ve

20 Nisan 2015

Medeniyet Çökerken Bilgi Yapıları

Günümüz dünyasının temel bilgi yapısı ''aydınlanma dini''dir. Gerçeğin, aklın aydınlanmasıyla kavranabileceğini söyleyen bu din son beş yüz yıldır batıdan tüm yeryüzüne yayıldı. Antik tarihin nasıl ki tek tanrılı sistemlerinin dinleri varsa aydınlanma düşüncesi de modern sınıflı toplumun dini sayılabilir.
Aydınlanma düşüncesinin bilimi ve onun ürettiği bilgi türü, günümüz bilgi yapılarının beslendiği ana kaynak durumunda. Örgütlenmiş tüm kurumlarıyla beraber bilim, aydınlanmayı yaratan sınıfın ürünü olmuştur. Bilimsel üretime start verebilme yeteneği ve ayrıcalığına da bu sınıf sahiptir. Bu sınıfın dini (yani aydınlanma düşüncesi) bilimsel faaliyeti, tüm toplumsal, siyasal sorunların ötesinde ve uzağanda bir uğraş alanı olarak tarif eder. Toplumsal hayatın içine genellikle teknolojik çözümler üreterek dahil olan bilim, bu çözümlerin sonuçlarıyla muhataplığı ise kabul etmez. Bilimin bu ikili (ya da ahlaken düşük tutumunu) sürdürebilmesi onun bu imtiyazlı konumunu muhafaza etmesi ile mümkün olagelmiştir.
Aydınlanmacı bilimin temel savı, insanların doğayı fethedebilecekleri üzerine kuruludur. Bu fetihten arta kalan sorunların da yine bilim ve teknoloji ile çözülebileceğini anlatır. Ancak, bildiğimiz ve gördüğümüz gibi ''anlatıcı'' durumundadır sadece. Bu ne demek? Bu göbekten bağlı olduğu sınıfın çıkarlarına ters bir iddiadır. Doğanın fethi ile ortaya çıkan sorunların çözümünü vaaazetmek başka Bir şey bu sorunları çözme erkine sahip olmak başka birşeydir. Bilim vaaz verir ancak çözme erki ise bağlı olduğu sınıfın elindedir. İşte inandırıcılıktan uzaklığı da buradan kaynaklanır. Bilimin bu vaazı ne işe yarar peki, asıl üzerinde düşünülmeye değer konu budur. Bu doğa ve insan kaynaklarının sonsuz kullanımı için yola çıkmış piyasaların, tırnak içinde tarafsız ve bilimsel dayanağa kavuşması demektir.

11 Kasım 2014

Çevrimler ve Birey Örüntüsü



Tüm genetik ve toplumsal tarihimiz türümüzün her bireyinde çok zengin biçimlerde ortaya çıkar. Bu inanılmaz çeşitliliği unutmadan çevrimlerin bireyde bıraktığı mirasın özet olarak ortaya konulması, yapılması gereken bir işti. Nihayet böyle bir özeti çok genel hatlarıyla toparladım. Kişi ve çevrimlerin paralelliğine dair hiç olmazsa ana hatları toparlayıp çevrimler açısından yorumlanması işi de bitmiş oluyor böylece. 

Konuya Girmeden Önce, 
Konuya girmeden önce, çeşitli vesilelerle hep konuştuğumuz gibi yinelemekte sonsuz faydası olduğunu sandığım birkaç noktaya değinmek istiyorum. İnsanın, hayatın ve evrenin bütünsel teoriyle yorumlanması konusunda aldığımız yol elbette azımsanamayacak düzeyde. Ancak bu yorumlar henüz ana hat düzeyindeki yorumlardır. Henüz tohum halindeki bu yorumları doğru bulan insanların belirli alanlarda uygulamaya girme isteği hep vardı. Bu isteklerin realize olması için son yıllara kadar beklememiz gerekmiş. Çevrimci Düşünceyi bir bakışaçısı olarak kendisine yakın bulan arkadaşların belirli alanlara yönelik daha detaylı çalışmalar yaptığını sevinerek izliyoruz. Eğitim, sağlık, bilim, kültür, sanat gibi insan etkinliği alanlarında küçük de olsa uygulama örnekleri sevindirici sonuçlar ortaya koyuyor. Şimdilik sayıları üçü, beşi geçmeyen bu çalışmaların hayatı değiştiren dönüştüren etkilerinin görünür hale gelmesi için ise bir süre daha beklememiz gerekecek sanırım.

Bu minik pratikler, doğa ve insanın uyumlu birlikteliğine dayalı yeni yaşam biçimlerinin mümkün olduğuna dair inancımıza inanç katıyor elbette. Sevindirici gelişmeler bunlar. O halde yine söylemiş olalım ki, bizim tüm zamanımız ve enerjimiz böylesi niyetlerle buluşmak ve elimizden geleni birlikte yapmak. Tüm zamanımız ve enerjimiz bu niyetlerin hayat bulması için. Bu arada tabi eksiğimizi, yanlışımızı gördüğümüzde ya da gösterildiğinde bunları gidermek her zaman mümkün. Bu bizim niyetimizle ilgili olmayıp doğrudan doğruya bütünsel bakışaçısının bize armağan ettiği başka bir nimet. Eski toplumun azmettirdiği uğraşlardan sıyrılıp yeni bir yola girmek isteyen insanlarla her yerde ve her zaman buluşmaya ve birlikte uğraş vermeye hazır olduğumuzu yineleyelim ve geçelim.


25 Mart 2013

tanrı parçacığı,hem hem,farkındalık ve kavramlar...


kuantumdaki gelişmeler yaklaşık yüz yıldır birikiyor. son olarak CERN'den yapılan açıklama ile higs bozonunun gözlemlendiğini öğreniyoruz. aslında teorik olarak varlığı bilinen bir parçacık olmasına rağmen deneysel olarak gözlenememişti. işte bu son gelişme atomaltı yapısını izah eden standart modelin son parçasını da yerine koymuş oluyor. altı temel kuark, altı temel lepton, bunların karşıt parçacıkları ile kuvvet taşıyıcısı bozonlar ve temel parçacıklarla etkileşime girerek kütle kazandıran higs bozonu. maddenin en küçük biriminin nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlama uğraşında geldiğimiz en son yer burası. son gelişmelerin ve genel olarak kuantum bilgisinin çevrim içindeki yerini yorumlamaya çalışalım.


fiziğin en önemli sorunu

bugün fizikte en önemli sorun, einstein'in görelilik kuramıyla ortaya koyduğu evren modeli ile kuantum teorisinin ortaya koyduğu bilgilerin bütünleştirilememesi olarak görülüyor. görelilik makro evrenin düzenini açıklıyorken atomaltının yapısını izah edemiyor. atomaltı dünyayı izah etmek için ortaya konulan kuantum kuramı ise makro kozmostaki olayları açıklamakta eksik kalıyor. dört temel kuvvetten üçünü başarılı bir şekilde izah edebildiği halde einstein'in görelilikle izah ettiği kütle çekim kuvvetini izah edemiyor. işte bugünün fizikçilerinin çoğunluğuna göre fiziğin en önemli sorunu bu. dört temel kuvveti tutarlı olarak açıklayabilen bir birleşik alan teorisi kurulabilir mi ?

16 Şubat 2013

*ruhsal sorunların kökenine dair *doğa-insan,bilinçaltı-bilinç,nefis-ruh *çevrimlerin birbirini baskılaması ve kullanması

                                                                                    sınıflı toplum ölmüştür,
bir çevrim bitip bir diğeri başladığında her şey tamamen değişir. önceki çevrim tüm birikimiyle yeni bir çevrimin yetiştiği toprak olurken, toprakla üzerinde yetişen bitki kadar birbirine benzerler. ya da tam tersi benzemezler. madde, doğa yada insan büyük çevrimlerin içinden geçti. insan ve yarattığı toplumsallık ise geldiği bu tarihsel kavşakta yeni bir çevrimin eşiğinde duruyor. bizim sınıflı toplum olarak gördüğümüz çevrim kendi sonuna  doğru hızla ilerliyor. yaşıyormuş gibi durduğuna aldanmamalıyız. sınıflı toplumun ruhu ölmüş vaziyettedir. bir şey ya da canlı ölürken önce ruhu ölür, fiziki varlığı da ruhun ardından hayata elveda der. sınıflı toplumun ruhu da aslında çoktan ölmüştür.
      medeniyet yani sınıflı toplum biçimi, sümer'den beri yaklaşık olarak 7 bin yıldır devam ediyor. insanlığın yaşadığı bu dehşet dolu çevrimin sonundayız nihayet. nedenlerine bakalım. her çevrimine ait yasaların olduğunu biliyoruz. her çevrimin kendi ilerleyişinin içinde bizim ancak o çevrimin sonuna doğru daha net çözebildiğimiz kanunları bulunuyor. bu kanunlar o çevrimin kendi kanunları. biz sadece bunları görüp görmemek, keşfetmek konusunda kafa patlatıyoruz.
           
bireyin parçalanması,
işte içinde bulunduğumuz sınıflı toplum çevriminin bu yasalarından birine daha yakından bakacak olursak şunu görürüz. ''sınıflı toplum doğal çevrimden sonra ondaki yekpare insan toplumunu yani komünü sürekli parçalayarak ilerlemiş. önce sınıflara daha sonra zümrelere, tabakalara, mesleklere ve daha birçok bölünmeye uğramış. böylece parçalanma artık parçalanabilecek başka bir şey kalmadığı için toplumun en küçük birimine kadar gelip dayanmıştır;yani ''bireye''.
medeniyet, ilkel komünü  esas olarak mülkiyet üzerinden parçalamıştır. yani bir ve tek olan ilkel komün, medeniyetle birlikte zengin ve yoksul olarak bölünmüştür. yani sermaye sahibi ve çalışan halk. temel yaşama biçimini belirleyen bu iki sınıf ayrımı diğer tüm ayrımları da belirler.ekonomiye veya siyasete yön veren de bu ayrımdır. eğitim, medya veya diğer tüm toplumsal yapılar da bu ayrıma göre biçimlenir diyebiliyoruz. işte komünün yekpare olan bu yapısı önce ikiye parçalanıyor. ancak, komünün tamamen yekpare bir yapı olduğunu söyleyemeyiz, buradaki yekparelik durumu uzlaşmaz çelişkilere sahip iki ayrı sınıf olmadığını anlatır. daha sonra ise yaklaşık 7 bin yıldır bu parçalanma süreci artarak devam etmiştir. ve artık insan insana güvenemeyecek duruma gelmiştir. kaldı ki parçalanma ''kişi'' ye kadar gelip dayandığı için kişi de kendine güvenemez durumdadır. işte ruhsal ve bedensel hastalıkların asıl kaynağı sınıflı toplumun bu yapısıdır.

4 Kasım 2012

Lilith'den Havva'ya

İnsan, doğal olarak evrimini tamamladıktan sonra toplum biçimlerini değiştirerek evrim serüvenine devam etmiştir. Adem ile Havva ve Lilith miti de bir toplum biçimden diğerine geçerken yaşanmış gerçekleri mitolojik bir dille anlatır. Kutsal kitaplara da geçen efsanede Adem ile Havva anlatılır. Oysa Adem'in ilk eşi Havva değildir. Havva' dan önce Adem' in Lilith isimli bir eşi vardır, biraz sonra işleyeceğimiz nedenlerden dolayı Adem'in ilk eşi olan Lilith efsanelerden, toplumsal hafızalardan çıkarılıp unutturulmaya çalışılmıştır. Bu kadın tipinin neden tarihten silinmeye çalışıldığına bakalım şimdi.

Efsaneyi kelimesi kelimesine burada yazmaya gerek yok. Zaten aynı hikaye başka isimlerle ve nüanslarla, örneğin Babil ve Sümer medeniyetlerinde de mevcut, hatta Doğu Avrupa'da bile bulabilirsiniz. 

Tanrı ilk başta Lilith ve Adem'i yarattı. Ancak Adem sürekli otorite olmak, hatta yatakta bile üstte olmak istiyordu. Ancak Lilith, Adem'in otoritesine izin vermedi. Çünkü rab/tanrı/allah her ikisini de eş değerde yaratmıştı. Ancak Adem kendisini bereketli gökyüzü, yaşam veren Lilith'i de bereketli toprağa benzeterek üstte olmayı sürdürür. Lilith bu duruma itiraz eder ve tanrının 100 . adını söyleyerek ortadan kaybolur ve cennetten uzaklaşır. Yaşam olanaklarını terk eder, yer altına doğru yolculuğu başlar. Çevresindeki cinlerle ve şamaelle(şeytanla) ilişkiye girerek ondan çocuklar doğurur. Cennette yalnız kalan Adem dua ederek Lilith'i geri ister. Tanrı üç meleğini Lilith'e göndererek cennete geri dönmesini ister. Aksi takdirde Lillith'in şamaelden doğan çocuklarını öldürteceğini melekleri aracılığı ile bildirir. Lilith dönmeyi reddeder ve çocukları öldürülür. Daha sonra tanrı Adem'in kaburga kemiğinden Havva'yı ona eş olarak yaratır. Lilith ise artık diğer tüm dışlanmışlar, kovulmuşlar gibi yer altına kötüler diyarına çekilmiştir. Artık bundan sonra Havva soyundan gelen bütün erkek çocukları ve kız çocukları öldürecektir. Sadece ona elçilik için görevlendirilen üç meleğin simgelerinin yanlarında olduğu çocuklara dokunmayacaktır. Tevrat'ta geçen ana hikayenin özü ayrıntısız kabaca bu şekildedir.

Doğadan - İnsana Geçiş
Konumuz, Adem, Lilith, Havva miti özelinde ilkel komünal toplum tarihinin (vahşet çağı ve barbaklık çağı) yorumlanışıdır. Bu yüzden öncelikle ,vahşet tarihine dair belgelerle insanın evrimi üzerinde duralım biraz. 

Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....

Sana diyorum, sen konuşurken söylediklerinden ziyade onların arkasındaki gerçek görünüyor. Sen bunu farketmezsin, yani bilinç dü...

Tüm Yazılar

Yazı Başlıkları
Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....
Sihirli Geçişlerin İzinde
FİLMİN ÖTESİ
The Grand Flowing
Sendikal Manifesto
Aile Biçimleri-Kadın-Tek Eşlilik-Aşk
TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ
Gençarov'un Askerleri
Luwiler ve Erkenci Domestikler
Krizler ve Kerterizler...Hoşgeldiniz...
İnsanlaşma Devam Ediyor
Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme
Bütüncül Manifesto
Kadın ya da Lilith'i Beklerken
İlahiyat Bilgisinin Kökeni Üzerine
Gençarov'un Askerleri
ZYKLEN UND MUSTER VON EİNEM INDİVİDUUM
Cinsel Yasaklar Çiğnenirken
Korku Anayasası
GEZİ AND THE REAL ELECTIONS…
Jiman
kaosun şartı üçtür...
SİYASETİNİZ
Medeniyet Çökerken Bilgi Yapıları
Ruhun Kökeni
Gözleyen ve Gözlenen
Çevrimler ve Birey Örüntüsü
Akışa Uyum_Doğumun üçüncü Aşaması
Moloch ve Ötesi...
Bize Siyasi Değil Hayati Program Lazım
Akışı Kavramak_Doğumun İkinci Aşaması
Akışı Görmek_Doğumun İlk Aşaması,
erkeksi ölüm...
Siyasal Fareler ve İnsanlar...
Şiddet Kullananı Vurur...
neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler olur
bilen ve...bilinen ve...birleşik alan ve...(video)
ustaların kişisel bütünlüğü
İnsanlaşma Tezleri
İş ve Çalışma
İnsanlaşma Çevrimine Giriş (video)
Çevrimler ve Birey
Büyük Akış (video)
düşünce...kralımız...
İnsanlaşma Çevrimi ve Yeni Aşklar...
tonal ve nagual
kelimeleri, mülkleri biriktirmek ve büyük akış...
İnsanlaşma Şöleni...
Gezi Ruhu Kişinin ve Toplumun Yeniden Doğumudur...
Yeni Nesil Tarih Sahnesine Çıkmıştır: "PUTLARA TAPMAYIN..."
İnsanlaşma Kuşağı
İnsanlaşma Yolu
Yaşam ''talep'' edilmez...
taksim,ağaçlar ve yarını bugünden kurmak
Parçalanma ve Toparlanma
tanrı parçacığı,hem hem,farkındalık ve kavramlar...
sinema anlatım dilidir...
THE MATTER IS NOT THE "WOMAN"
mesele olan kadın değil ki...
*ruhsal sorunların kökenine dair *doğa-insan,bilinçaltı-bilinç,nefis-ruh *çevrimlerin birbirini baskılaması ve kullanması
İbni Arabi,CERN,Şaman,An
bir'in yolculuğu...
7 kat bilinç-7 kat sema
yolculuk
ilk gün...
oldum sandığın şeyin esamesi
Türklerin İslamlaşması,Devletleşmesi ve Medeniyete Geçişleri
Hasan Sabbah
Lilith'den Havva'ya
Kabile