21 Haziran 2019

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR

Tarihsel Olaylar ve Kutsal Kitaplar,

Eğer bir çarpıtma çabası, çıkar ya da önyargı yoksa, tarihsel olayların kutsal kitaplar ve mitoslar tarafından doğrulandığı görülebilir. Tam tersi de doğrudur, kutsal kitaplar ya da efsaneler tarihsel olayları neredeyse bire bir, ama simgelerle anlatırlar. Kutsal kitapların sembolik anlatımları tarihsel gerçekleri izah etmesinin yanı sıra bu gerçekleri doğal ve toplumsal akışın yasalarıyla da ilişkilendirir. Çoğu defa özellikle bir yasayı işlemek için tiyatro oyunlarına özgü kurgusal yöntemler kullanılır. Kutsal metinler bu bakışaçısı ile gözden geçirilirse, metinlerde anlatılan olaylarla akışın yasaları arasındaki bütüncül bağlantılar görülebilir. Olaylarla akışın yasaları arasındaki bütüncül ağlar, bağlar, bağlamlar tane tane gün yüzüne çıkar. Antik tarihte peygamberlerin görevlerinden birisi ve belki de en önemlisiydi bu idi.
Peygamberlerin dile getirdiği, Allah'ın (doğanın ve insanın gidişat yasalarının) onlara yüklediği görevlerden birisi olan yasaların sözcüsü ve ilk uygulayıcı olmak göreviydi. Yehova'nın, Tanrı'nın, Allah'ın emir ve yasaklarını somut olaylarla, geçmiş efsanelerle, insanların zihinlerinde yer etmiş örneklerle anlatmak peygamberlerin seçilmiş olduklarının ispatı yani mazbatasıydı. O'nun yasalarını toplumuna anlaşılır bir şekilde anlatmak, yani o'nun sözcüsü olmak ve devamında o sözün ilk ve şaşmaz inananı olmak demekti peygamber olmak. Elbette hayatın, kainatın, bilimin ve bilimsizin en yetkin sözcüsü ve eylemcisi olmak demekti peygamberlik. Onlar yani peygamberler akışın yasalarına vakıf oldukça sözleri cezb ve işleri mucize kabul edildi. Oysa onlar yasaların yani yüceler yücesinin kulu ve elçisi idiler sadece. O zamanlar için unutmayalım ki, bilgi, bilim, bilinç mucize ile eşdeğerde idi.O zamanın mucize kabul edilen işlerini bu nedenle mecburen peygamberler yapabilirdi. Şimdi, yani bugün başka bir pepgamber gelmeyeceğine göre bu iş ya da işlevi kim nasıl yerine getirecek? Mucizenin tanımına çözülemeyecek gibi görünen sorunların çözümünü bulmak dersek eğer, bugün eskisinden de fazla mucizeye ihtiyacımız var gibi görünüyor. Ama, malum son peygamber de geldi geçti. Mucize denilen şey, bizim gibi peygamber olmayan, sıradan normal insanlara mı kaldı acaba, öyleyse eğer biz yani sıradan ve sahici insanlar mucize yapabilir miyiz, sorusu ile muhatap oluruz. Antik çevrimin tabiriyle konuşursak madem başka bir peygamber gelmeyecek bundan sonra herkes kendisinin peygamberi mi olmalı acaba. Çünkü insana eskisinden daha fazla mucize lazım.. ama nasıl... hiç birimiz de peygamber değilken üstelik, ne çok mucizeye ihtiyacımız var allahım....
Kutsal kitaplarda ya da her türden kitapta olayları, verileri, durumları aşan ve bunları aştığı için belirleyici olan doğal ve toplumsal akışın (Al-ilah) yasaları alttan alta işliyordur. En altta işleyen akışın yasaları ile olaylar arasındaki bağlantılar ise neredeyse sonsuzdur. Bu bağlantıların mitolojik, ilahi, felsefi ya da bilimsel açıklamalarını yaparız ya da yapamayız. İzahını yapabildiğimiziz her kaotik gibi görünen olayın ortaya koyduğu müziği ya da örüntüyü görmek acaba eski zamanlarda peygamberlere mahsus iken, soruyu yineleyelim bugün yani peygamberlerin artık gelmeyeceğini kesin olarak bildiğimize göre bu görev kimin, bu güzel bir soru gibi geliyor bana. Olaylar ve görünümlerine takılmadan, olayları (somutu ya da eski tabirle zahiri) belirleyen yasalara ulaşmak ve yasaların ışığında değerlendirmek aydınlatıcı olur. Buraya ulaşmak bilinçli, etkin eylem sahibi insanın ki pozitivizt hatta kısmen Marksist anlamda praksisin işi olabilir. O halde praksis halindeki yani ne yaptığını bilen bilinçli varlığın eyleminde bir gizem yoktur. Gizem farkındalık sahibi varlığın, Allah'ın veya aynı anlama gelmek üzere akışın yasalarının farkında olan varlığın doğrudan eylemi olabilir. Ve aslında bu durumda hiç bir gizem yoktur. Evrenin ve, veya hayatın yasalarının farkında olarak onlara uyum geliştiren insanın ki başka canlıların bu türden sorunları yoktur, önünde tek problem kalır. Bunların lafzını edip yalan söylemek ya da özünü hissedip yaşamak. Lafız edenle, özünü yaşayan arasında her daim fark olur. Bu fark geçmişte de vardı, bugün de var, yarın da olacak sanki. Biter mi, bitsin diyelim ve geçelim....
Olayların veya tüm görünümlerin ötesindeki yasaların varlığını görebilmek düzeyi üzerinde durmalıyız. Bu düzeye ulaşanın önünde, yasaların idrakine varmak ve onlara uyum sağlamaktan başka bir yol kalmaz. Diğer tüm yollar tam olarak bu noktada son bulur. O yüzden yaşamın yasalarını okumadan, onlara uyum sağlamadan salt olaylara, mevcut durumlara kilitlenmek antik tabirle nefsin peşine takılmak, modern tabirle psikolojik hezeyanlara sürüklenmekle sonuçlanır. Zaman zaman bu tuzağa düşsek bile bir defa yasaları görmek ve uyum geliştirmek yoluna girmişsek, eninde sonunda kendimizi buluruz. Bu yol bazılarımız için uzun ve sancılı, bazılarımız içinse zaten bilindik bir yoldur. Onlar temiz barbar çocukluklarına sahip çıktıkları için kaosu, düzeni, örüntüleri kendilerinde gördükleri için tüm bilimsel keşiflere de kendiliğinden aşinadırlar. Parçanın bütünü anlattığını sayfalarca vaaz eden formülleri de dinleyebilirler ama karakterlerine mülayim ise kendilerinde derlenip dürülmüş evreni de okuyabilirler.
En son Kuran'da anlatılan fakat ilk kez anlatılmadığını bildiğimiz birçok olay vardır. Hepsi de aslında akışın belli bir döngüsünü açıklayan muazzam örnek olaylardır. Akışın yasalarını teorik olarak ortaya koymak yerine kişilerle, belli bir dramatik kurguyla ve simgelerle anlatır. Bizim için önemli ve değerli olan bu dramatik kurgunun kökeninde işaret edilenin ne olduğunu bulmaktır. Bu konuda nitelikli çalışmalar bulmak mümkün. Sümer'den, hatta çok daha öncesinden anlatılmış birçok efsanenin dönüşe dönüşe kutsal kitaplara, bu arada Kuran'a gelinceye kadar aldığı biçimler ilginçtir.
M.Ö. 2800'lerde yaşamış Kral Sargon'un kendi hayatı olarak anlattığı efsane ile Hz.Musa'nın Kur'an'daki Kassas Suresi'nde geçen hikayesi neredeyse aynıdır. Sümerler'in Ziusudra'sının hikayesi de Nuh efsanesinin aynısıdır. Dört büyük melekten Cebrail'in görevi ile bilgelik tanrısı Enki'nin görevi aynıdır. Tevrat'da ve Kur'an'da geçen Eyüp Peygamber'in hikayesi binlerce yıl önceki Sümer tabletlerinde şiir olarak bulunur. Efsanelerin dönüşerek kutsal kitaplara yansımalarıyla ilgili çok nitelikli araştırmalar var, oralardan bakılabilir. O yüzden örneklendirmekle yetinerek asıl konumuza dönelim.
Disiplinler Arası Çalışma Yapıyorumculuk,
Kendi alanında biriken tonlarca bilgi yığını arasında kaybolmayan bir uzmanlık düzeyi de ancak yasalara hakim olmakla elde edilebilir. Aksi halde ''disiplinler arası çalışma yapıyorum''culuk olur, ki konumuz açısından tam bir kayboluş demektir. Bu kaybolmuşluk haliyle kutsallığın hangi boyutuna bakarsanız bakın orada takılıp kalabilirsiniz, patinaja düşebilirsiniz. Herhangi bir dine, diyanete, ilahiyata takılıp kalırsınız ve bunların ötesindeki hakikati göremeyebilirsiniz. Konu din, ilahiyat, kutsallık, inanç olunca sosyal baskı ya da oto sansür tuzaklarına düşülür genellikle. Bu alanlardan beslenen maaşlı zümreler için tartışılacak bir konu olmaması doğaldır. Bu alanlardan beslenen zümreler derken kendilerini inançlı ya da inançsız olarak tanımlayanların tümünü kastediyoruz. Ki bu kesimler birbirlerine karşı olma yoluyla birbirlerini beslerler. Oysa gerçeğin peşindeki gönüllüler için yolunu kaybetmek şöyle dursun tersine yollar genişler. Çünkü gerçeklerle aralarında ne çıkar ne şan, şöhret ne de önyargı perdeleri bulunmaz.
Örüntü Kaos, Kaos Örüntü Demektir,
Çünkü her kaosun kendi başlangıcı ve kendi döngüsü vardır. Saf doğallıktan yani animadan, animizmden çıkan kutsallığın da kaotik gibi görünen fakat her adımında belli örüntülerle ilerleyen aşamaları vardır. Ki bu aşamaların sonu tek tanrıya kadar ulaşır ve mim olur. O döngünün mimi olur. Elbette başka bir gerçekliğe de yol verir, kendisini yok etmek pahasına. Tanrı tek ve biricik olmaklığı ile kendisini de öldürür böylece. Oysa ölmek diye birşeyin olmadığını en iyi bilen tanrıdır ki hakikaten de ölmez sadece dönüşür. Ki hayat dönüşümdür. Kutsallık da öyledir, dönüşür.
Kutsallık da zaman ve mekanda akan bir döngüselliğe sahiptir. Başka döngülerle ilişki halinde ve kendi başına bir döngüdür. Hem çevrimin genel yasalarıyla hem de kendi iç yasalarıyla hareket eder. İlahiyat ve insan ihtiyaçları boyutu ikili sarmal gibi işler. Bu işleyişe odaklanınca ilahiyat boyutu ile toplumsal, insani ihtiyaçlar boyutunun içiçe geçtiği yerleri kolayca görebiliriz.
Mucize: Akışın Yasalarını Görmek ve Uymak,
Kutsallık çevriminin zirvesi Kuran çeşitli vesilelerle tam olarak bu yasaları tekrar eder. Kuru bir şekilde tekrar etmekten öteye Arap barbarlarının yeni bir medeniyet kurmasını sağlayacak şekilde yasaları olaylara uyarlar. Olayları yasaların ışığında yorumlamakla kalmaz, geleceğe dair öngörüler ortaya koyar. Bir çok konuda karşımıza çıkan bu öngörüler, o zamanın insan zihni tarafından mucize olarak görülür. Yasaların yol göstericiliğinin bir tür mucize gibi iyiden iyiye yüceltmesi bu yüzdendir. Yüceltilen yasaların yol göstericiliği olmakla beraber, yasaları ahalinin anlayabileceği düzeye indirgeyen de peygamberler olur.
Tarih içinde insanın kutsallaştırdıkları sürekli değiştiği için inanç sistemleri de değişir. Önceki çağda inandığına bu çağda inanmaz olur. İşte bu inanç değişimlerinin öncüleri, sözcüleri de zamanın ruhunu okuyabilen peygamberlerdir. Zaten zamanın ruhunu ya da akışı okuyabildikleri için peygamberlik kertesine ulaşırlar. Kendileri de bu okumayı yapabiliyor olmanın haleti ruhiyesi içinde samimiyetle görevlerini kavrar ve okumalarına uygun bir yaşam sürerler. Doğal ve toplumsal akışın yasalarını okuma ve yakın çevresiyle birlikte uyum yeteneği geliştirdikçe inanç sistemi de değişir. Sayıca küçük bir topluluk olsalar bile onlar artık yeni bir inanç düzeyinin temsilcileridir.
Bağışıklık Döngüsünü Sigortalamak ya da İbadetlerden Oruç,
Kutsal kitaplardaki olayların, günah ya da sevap olarak nitelenen eylemlerin bu kitaplardan çok öncesinde birer insanlık deneyimi olarak yaşandığını biliyoruz. Bu deneyimlerin kutsal kitaplara girmesinin nedeni ne olabilir? Acaba peygamberler ya da inandıkları ilahların yeni bir sözü yok muydu? Peygamberler, insanlığın ortak değerlerine ve bu arada bu değerleri örneklendiren olaylara yönelirken bu efsanelerin kendilerinden önce söylenmiş olduklarını bilmiyorlar mıydı? Yani tarihin en azından yazılı tarihin Sümer'de başladığını Sümer efsaneleri anlatan peygamberler bilmiyorlar mıydı,da sizlerin bilimsel ayıbına çanak tuttular. Elbette biliyorlardı, adı üzerinde sıradan insanlardan bahsetmiyoruz, peygamberlik düzeyinde bir kavrayıştan bahsediyoruz. Bu noktada durmalı ve rasyonaliz gereği akletmeli biraz. Akıl yani buzdağının yüzde beşi rasyonalizm ve devamı ideolojilerin hepiciği. Yani olayları, durumları, günahı, sevabı belirleyen hayat yasalarının işleyişine vakıf olabilmiş insanlardan bahsediyoruz. Antik çevrim ortamını düşünürsek peygamber demek Allah'ın (yani doğanın ve insanın işleyiş yasalarını gören, bilen, inanan ve yayan) elçileridir. Ve tabi belirtmeye gerek yok ki, antik çevrim aklıyla aynı zamanda Allah'ın kuludurlar, yani akışın yasalarına en başta kendileri uymakla yükümlüdürler. Allah'ın veya şimdinin diliyle söylersek çevrim yasalarının hem dili hem de somut örneğidirler. O halde soruya geri dönersek, neden bilindik hikayeleri yeniden anlatırlar demiştik. Sümer'den sadece bütüne oranla yüzde beşlik akıllı Cramer'lerin mi haberi vardı...soru işareti. Örgütlenmiş bilim yani akademikciklerin keşfi bu kadarcık mı...soru işareti yok burada. Geçelim...
Örneğin oruç tutmanın sevap sayılması ne demektir, diye düşündüğümüzde bağışıklık sistemimizin kendisini onarması demek olduğu gibi bir sonuca varırız. Fakat günümüzdeki gibi gece kalkıp bir ton yemek yemek değil. Gece yemek yemek bağışıklık sistemimize iyi gelmediği için de orucun amacına uymaz. Çünkü oruç ya da açlık performansının amacı insanın bağışıklık sistemini şifalandırmaktır, oysa gece yenen yemeklerle bu imkansız hale gelir. Modernizmin, dini, ilahiyatı ve onun kurallarını sürekli tüketim yönünde kullanması tam olarak böyle olur. Sınıflı toplumun dini, diyaneti, ilahiyatı baskılayıp kendi esas maksadı olan daha fazla üretim ve tüketim için dönüştürdüğünü oruç olayında çok net görebiliyoruz. Gerçek oruç tutmak isteyen insan, sabah kalkar bir yudum su içer ve artık bir şey yemez, içmez. Ta ki su içtiği saate kader. Oruç ya da açlık performansı böyledir, ötesi ilahiyat uydurması. Günümüzdeki oruç ibadeti diye uygulanan sistemin hiçbir yararı bulunmuyor maalesef. Oruç ya da açlık performansının asıl amacı bağışıklık döngüsünün şiflandırılmasıdır. Oruç ibadetini kendi varoluşu için malzeme haline getiren ve müslümanları da buna alet eden sınıflı toplum aklıdır. Günümüzde müslüman olmakla Muhammed Peygamber zamanında müslüman olmak arasında işte böye bir nüans bulunuyor. Bugün doğanın ve insanın ilerleyiş yasalarını farkeden insanların yapması gereken bir yudum su içip ertesi güne kadar bağışlık sistemini rahat bırakmaktır. İnsan bedenine dışarıdan bir şey girmediği için, beden ve ruh kendisini onarmakla meşgül olur. Kendi açlıklarımızdan biraz çıkarak bu meşgüliyete izin verelim, eskinin tabiriyle müslüman, önümüzdeki zamanların tabiriyle insanlaşma yoluna ancak böylelikle girebiliriz. Biraz değişik gelebilir fakat insanlaşma yolu müslümanlıktan ya da katoliklikten de geçebilir, ya da hinduizmden de geçebilir, dinsizlikten de geçebilir. Dinlilik ya da dinsizliği günümüz için aynı anlamda kullanıyorum bu arada. İkilemi aşan ve bunları bütünleyen varoluşların eşiğindeyiz. Eşiği tek tek aşan insanlar dünyanın her yerinde var. Şimdi eşiği aşan insanların sosyalleşmelerinin sırası ve tabi bekliyoruz. Beklerken ilim, bilim, sanat, domates, biber, steviya... Tohumlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....

Sana diyorum, sen konuşurken söylediklerinden ziyade onların arkasındaki gerçek görünüyor. Sen bunu farketmezsin, yani bilinç dü...

Tüm Yazılar

Yazı Başlıkları
Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....
Sihirli Geçişlerin İzinde
FİLMİN ÖTESİ
The Grand Flowing
Sendikal Manifesto
Aile Biçimleri-Kadın-Tek Eşlilik-Aşk
TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ
Gençarov'un Askerleri
Luwiler ve Erkenci Domestikler
Krizler ve Kerterizler...Hoşgeldiniz...
İnsanlaşma Devam Ediyor
Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme
Bütüncül Manifesto
Kadın ya da Lilith'i Beklerken
İlahiyat Bilgisinin Kökeni Üzerine
Gençarov'un Askerleri
ZYKLEN UND MUSTER VON EİNEM INDİVİDUUM
Cinsel Yasaklar Çiğnenirken
Korku Anayasası
GEZİ AND THE REAL ELECTIONS…
Jiman
kaosun şartı üçtür...
SİYASETİNİZ
Medeniyet Çökerken Bilgi Yapıları
Ruhun Kökeni
Gözleyen ve Gözlenen
Çevrimler ve Birey Örüntüsü
Akışa Uyum_Doğumun üçüncü Aşaması
Moloch ve Ötesi...
Bize Siyasi Değil Hayati Program Lazım
Akışı Kavramak_Doğumun İkinci Aşaması
Akışı Görmek_Doğumun İlk Aşaması,
erkeksi ölüm...
Siyasal Fareler ve İnsanlar...
Şiddet Kullananı Vurur...
neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler olur
bilen ve...bilinen ve...birleşik alan ve...(video)
ustaların kişisel bütünlüğü
İnsanlaşma Tezleri
İş ve Çalışma
İnsanlaşma Çevrimine Giriş (video)
Çevrimler ve Birey
Büyük Akış (video)
düşünce...kralımız...
İnsanlaşma Çevrimi ve Yeni Aşklar...
tonal ve nagual
kelimeleri, mülkleri biriktirmek ve büyük akış...
İnsanlaşma Şöleni...
Gezi Ruhu Kişinin ve Toplumun Yeniden Doğumudur...
Yeni Nesil Tarih Sahnesine Çıkmıştır: "PUTLARA TAPMAYIN..."
İnsanlaşma Kuşağı
İnsanlaşma Yolu
Yaşam ''talep'' edilmez...
taksim,ağaçlar ve yarını bugünden kurmak
Parçalanma ve Toparlanma
tanrı parçacığı,hem hem,farkındalık ve kavramlar...
sinema anlatım dilidir...
THE MATTER IS NOT THE "WOMAN"
mesele olan kadın değil ki...
*ruhsal sorunların kökenine dair *doğa-insan,bilinçaltı-bilinç,nefis-ruh *çevrimlerin birbirini baskılaması ve kullanması
İbni Arabi,CERN,Şaman,An
bir'in yolculuğu...
7 kat bilinç-7 kat sema
yolculuk
ilk gün...
oldum sandığın şeyin esamesi
Türklerin İslamlaşması,Devletleşmesi ve Medeniyete Geçişleri
Hasan Sabbah
Lilith'den Havva'ya
Kabile