Bütüncül Teori etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bütüncül Teori etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2021

Sihirli Geçişlerin İzinde

 

Hemen her türden iyileşme sanıldığı gibi çok çaba istemez. İyileşme için gerçekten gerekli
olan şeyler o kadar azdır ki. Üstelik hemen hepsi de bizde zaten bulunan şeylerdir. Genellikle belli bir yapma etme eyleminden çok yapmama etmeme ile birlikte gerçekleşir iyileşme. Şunları bunları yaparsan iyileşeceksin telkinlerinin tersine bir durumdur bu. Hem yeryüzü için hem de bireyler için geçerlidir bu. Dünyanın altını üstünü ormanını, ağacını kemirmeyi bırakmak dünyayı iyileştirir, ne kadar basit değil mi? Peki insan türü bunu yapabilir mi? Hayır. Bunun gibi her tür aşırılığı, açlıkların peşinde koşup paramparça olmayı bırakmak da bireyi iyileştirir. Bırakabilir mi, hayır. Oysa bıraksa iyileşme yoluna girecek, girebilir mi, yine hayır. Tabi herkesin kendi yolculuğunda bulabileceği türden yanıtlar bunlar. Her birey kendi ritmiyle bulur sorularını da yanıtlarını da, söylediğimiz şey genel insanlık durumuna ilişkin elbette.

Görüldüğü gibi sadece bazı eylemleri yapmamakla iyileşebiliyoruz. Ancak bu söylendiği kadar kolay olmuyor. Komik ya da ironik gelebilir ama bir şeyi yapmamak o kadar da kolay değil. Keyf ya da konfor adı altında sunulan ve insanı yavaş yavaş bağımlı hale getirerek öldüren mal ve hizmetleri kullanmayı hemen bırakabilir misiniz? Aşırı yemeği, içmeyi, endüstriyel beslenmeyi bırakabilir misiniz hemen? İçkiyi, sigarayı, uyuşturucuları, ilaçları, uyarıcıları, sevmeden sevişmeyi yani seksi, televizyonu, manyakça alışverişi, korkularını hemen bırakabilir misin? Hayır. Bunları bırakmamanın sonu cehennem olsa da buna rağmen vazgeçmemek. Şair ne diyor, yok başka cehennem. İşte cehennem bu, başka bir cehennem aramayalım..

23 Temmuz 2020

TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM

TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM


İnsanlık tarihini bir bütün olarak kavramadıkça ve daima göz önünde tutmadıkça düşüncelerimiz yüzeysellikten, davranışlarımız ise dar çabalardan öteye geçemez. Diğer bir sakıncası da bu düşünceler ya da çabalarımız yakın geçmişin determinizminden kurtulamaz, yakın geçmişin baskısı ile şekillenir. Bunun tek ilacı insanlık tarihini aydınlatan sağlam bir teoridir. Bu yüzden bakışaçımızı geliştiren, hem kişisel hem de toplumsal olarak yolumuzu aydınlatan inanç temeli (teori) üzerinde yoğunlaşmak hayati öneme sahiptir. Zaten teorinin işlevi budur: toplumsal çevrimin doğa ile bütünlüğünü her adımda kurarak, doğru yorumlar getirmek ve ona uyum yapmaktır. Maalesef bizde bir türlü anlaşılmayan ve olmayan şey de budur.

21 Haziran 2019

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR

Tarihsel Olaylar ve Kutsal Kitaplar,

Eğer bir çarpıtma çabası, çıkar ya da önyargı yoksa, tarihsel olayların kutsal kitaplar ve mitoslar tarafından doğrulandığı görülebilir. Tam tersi de doğrudur, kutsal kitaplar ya da efsaneler tarihsel olayları neredeyse bire bir, ama simgelerle anlatırlar. Kutsal kitapların sembolik anlatımları tarihsel gerçekleri izah etmesinin yanı sıra bu gerçekleri doğal ve toplumsal akışın yasalarıyla da ilişkilendirir. Çoğu defa özellikle bir yasayı işlemek için tiyatro oyunlarına özgü kurgusal yöntemler kullanılır. Kutsal metinler bu bakışaçısı ile gözden geçirilirse, metinlerde anlatılan olaylarla akışın yasaları arasındaki bütüncül bağlantılar görülebilir. Olaylarla akışın yasaları arasındaki bütüncül ağlar, bağlar, bağlamlar tane tane gün yüzüne çıkar. Antik tarihte peygamberlerin görevlerinden birisi ve belki de en önemlisiydi bu idi.

16 Aralık 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI


Yenilenen Tanrılar,
Somut totemlerden göklere doğru bir yolculuktur kutsallığın yolculuğu. Soyut tanrılar geliştikçe totemler yok edilir, süs eşyasına dönüştürülerek pasifleştirilir. Eskinin ağaç kültü bardak olur, aslan totemi kapı tokmağı olur. Ya da ilk totemi ayıdan çocuk oyuncağı yapar insan. Bu gidişatta çevrimler arası ilişkinin tüm özellikleri görülür. Her kutsallık bir öncesinin içinden çıkar, onu baskılar ve kapsar. Fakat asla yok olmaz, hem toplumsal hayatta hem de kişiliklerde belli bir katmana dönüşür. Totem inancı bireyin ruhundaki bir katmana dönüşür ve bazen rüyalarında görülür. Hatta bu baskılamanın altını çizmek için adı bile anılmaz, üç harfliler olarak kodlanır.
Mitlerin, efsanelerin hangisine bakarsanız bakın bir önceki anlatımıyla ya birebir aynıdır ya da ondan izler taşır. Efsaneler ne kadar dönüşürse dönüşsün kullandıkları sembolik dil aynı kalır. O yüzden mitlerdeki, efsanelerdeki ya da kutsal kitaplardaki her olayın gerçek anlamına ulaşmak için öncelikle sembolik değerine bakmalıyız. Sümere yerleşen ilk komünlerle onlardan sonraki toplumların mitleri ve kutsal kitapları birbiriyle tutarlı motiflere sahiptir. Bu tutarlılık yaratılış konusundan, tufanlara, tanrıların özelliklerinden, cennet ve cehennem tasavvuruna kadar hemen her konuda vardır. Fakat unutmayalım ki sürekli somuttan soyuta doğru ve öncekinden daha incelikli motiflerle devam eder. Bu motiflerin temel anlamı aynı kalmak üzere değişik toplumlarca sürekli olarak işlenir. Yeniden işlenmesinin nedeni ise tamamen yeni toplumsal ihtiyaçlara uygun yeni emir ve yasakların yerleşmesi içindir. Efsaneler ve kutsal kitaplardaki sembolik dilin dönüşümlerine dair çılaşmalar fazlasıyla var. Örneğin İsa Peygamber karakterinin Mısır'daki Horus'tan geldiği, ya da Mısır'daki Osiris'in, kutsal ruha onun da Cebrail'e dönüşümünün ispatlanması gibi. Örneğin güvecinin sembolik değeri mesaj taşıyan haberciliğidir ki özellikle antik resimlerde kutsal ruh bu yüzden güvercinle anlatılır.

12 Aralık 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR


Efsaneler. Kutsal Kitaplar ve Tarihsel Olaylar,
Efsaneler ve kutsal kitapların tamamı insanlığın ortak mirasıdır. Çünkü her biri bir diğerini etkileyerek ortaya çıkar. Efsanelerin bazıları kutsal kitaplar tarafından yeniden yorumlanmıştır. Aynı efsane Tevrat'ta ve Kuran'da bulunabiliyor. Bunun anlamı o efsanenin toplumsal ihtiyaca göre dönüşüm yaşamasıdır. İster mitos olsun ister Tevrat'da ya da Kuran'da geçsin ayrım gözetmeksizin biz bu dönüşümü efsane ya da olayın kendisi üzerinden yorumlamaya çalışacağız.
Ayrıca mitoslarla, Tevrat ve Kuran'da geçen olayların bildiğimiz somut tarihsel olaylarla arasındaki bağlantıları kurmaya çalışacağız.

26 Kasım 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ


              Rasyonalist Tanrılar,                         İlk medeniyetler doğal olarak Sümer medeniyetini örnek alırlar, çünkü başlangıç orasıdır. Bu medeniyetler olağan sınırlarına ulaştığında tarihte yeni bir tıkanma ya da duraksama görünümü ortay çıkar. Fakat hemen peşisıra Helen ve Roma Medeniyetleriyle antik tarihteki bu tıkanma aşılır. Tıkanıklık aşılınca antik tarihin küreselleşme koşulları oluşur. Ve bu küreselleşmeye antik tarihte ilk kez İslam Medeniyetiyle ulaşılır. Ondan sonra zaten çöküş aşaması gelmiştir. Uzun bir ortaçağdan sonra sınıflı toplumun antik zamanlarının sonuna gelinmiştir. Artık modern zamanlar açılıyordur, ki bu çağda tüm kutsallık ve tek tanrı inancı bilimsel bilgiyle bilince çıkarılacaktır.
          Modern zamanlarda kutsallığı izah etmeye çalışan rasyonalizm ya da laisizm ise her şeyin kökenini Sümer tabletlerinde ya da Tevrat'da bulur fakat Kuran'a pek yaklaşmaz. En fazla Tevrat'ın, İncil'in ve Kuran'ın Sümer'deki köklerinden yola çakarak ilginç teoriler geliştirmekle yetinir. Bu teorilerin ortak noktası kutsal kitaplardaki efsanelerin bu kitaplardan çok önce zaten bilindiği, dolayısıyla bu kitapların orijinal olmadığı yönündedir. Kutsal kitapların peygamberler tarafından yazıldığı, çünkü zaten öyle gökte yaşayan ve her şeyi yaratan bir tanrının olamayacağı, bunun bilimsel olarak mümkün olmadığı anlatılır. Hemen söylemek gerekir ki, evet bu tür bir tanrı yoktur, fakat bir tür tanrı algısı vardır. ''Kutsal kitaplarda anlatılan türden bir tanrı yoktur'' demek ne inancı ne de kutsallığı izah etmiş sayılmaz. Laisizm, ateizm ya da rasyonalist anlayışlar bu açıdan işin kolayına kaçmış olurlar. Gökyüzünde yaşayan ve her şeye gücü yeten bir tanrının bilimsel açıdan olamayacağını söylemekle ufkumuz açılmaz. Üzerinde durulması gereken tanrı inancından öteye insandaki kutsallık ya da inanç arayışının sebebi konusudur. Tanrıya ya da bir dine inanmayan bir çok insan örneğin başka bir şeye inanç duyabiliyor, onu kutsallaştırabiliyor. Gelecek güzel günlere, bir lidere, bir ideolojiye, bir başka şeye bilerek ya da bilmeyerek inanabiliyor insan. Bu durum kutsallığın tanrıdan başka bir şeye yöneltilmesi oluyor ki asıl izah edilmesi gereken de burasıdır. Çünkü kutsallık burada biçim değiştirerek tanrı yerine başka bir şeye yöneltilmiş oluyor sadece. Bu konuda dişe dokunur bir açıklama bulmak zor. ''Ben tanrıya inanmıyorum, şuna inanıyorum'' şeklindeki ifadede inancın yöneldiği şey tanrı değil başka bir şey olmuştur, onu kutsallaştırmışsınızdır, o kadar.

11 Kasım 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ

   Kur'an, her zaman İbrahim Peygamber'i referans alır. Çünkü tek tanrı ya da özel olarak Allah inancının başlangıç noktası İbrahim Peygamber'dir. İbrahim Peygamber'in Allah inancı sonraki peygamberlere ve tabi ki Muhammed Peygamber'e son zerresine kadar sirayet eder.
       Sınıflı toplumun ilk ve antik biçimi Sümer'de başlar. Daha sonraki modern kapitalizmin ve küreselleşmenin ilk çevrimidir. O yüzden günümüzün başlangıç noktası da Sümer'dir. Bugün her ne görüyor ve yaşıyorsak Sümer'de bir kökü, kökeni mutlaka vardır. Aile yapısından, devlete, paraya, yazıya, tekniğe, kutsallığa ya da eğitim sistemlerine kadar her tür döngünün başlangıcı orada bulunabilir. Gerçeğin son görünümüyle başlangıç noktası birbirine hiç bemzemese bile yine de her gerçek o başlangıç noktasına hassas bir şekilde bağlıdır. Filmin son karesi ile ilk karesi çok farklı olsa da, o son kareye ilk kareden yola çıkarak gidilir. İbraham Peygamber'le Muhammed Peyamber arasında böyle bir bağlantı bulunur. Biri Allah inancının teorik köşe taşlarını koyar, diğeri bu köşe taşları üzerine en son ve tamamlanmış bir din pratiği yaratır. Yine ilginç bir şekilde biri Kabe'ye ilk taşı koyar, diğeri ise antik dünyayı Kabe'nin bulunduğu yerden başlayarak ilk kez küreselleştirmenin yolunu açar.

6 Kasım 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ


Kutsallık çevriminde kendiliğindencilik her daim ön planda olmuştur. Çünkü daha en başından her şey kendiliğinden geliştiği için, kendiliğindencilik sonraki gelişmelerin tümünde bir fon gibi durur. Kendiliğindencilik kutsallığın hem bireyde hem de toplumdaki etkilerinin tahmin ettiğimizden de derinlere işlemesinin nedenidir. 
İnsan hayvanların dünyasından uzunca bir yolculukla ayrılarak toplum haline gelir. Bu gelişte edindiği ilk kutsallık algısının dağ, taş, bitki, hayvan totemlerle olması onun nereden geldiğini gösterir. Dolayısıyla çok rahat söyleyebiliriz ki insanın ilk atası, geldiği yer elbette doğadır ve elbette ki ilk kutsallığını da doğaya bağlayacaktır. Çünkü oradan gelmiştir, işte bu kendiliğinden oluşan kutsallık bilinci de açıkça bunu anlatır. Totemler tam olarak bunu ispatlar. Doğanın mirasıyla komünün yaşam ihtiyaçlarının karşıtlığından ortaya çıkan bilinç-bilinçaltı yapısı ruhun belirdiği işleyiş olur. Kutsallık ve civarındaki her şey  buraya yerleşir.

27 Ekim 2018

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI



Başlangıcından günümüze birey ve toplum arasındaki ilişki sürekli değişir. İnsanın doğadan ayrılıp toplumsallaştığı ilk zamanlarda bireyin ya da bireyselliğin esamesi okunmaz. Hatta ilkel komünde bireylerin bir adı bile yoktur. Ait oldukları komünün, boyun, soyun, kabileNin ya da klanın adı aynı zamanda o bireyin de adıdır. Fakat günümüze doğru geldikçe toplumsallık dağılır, parçalanır ve bununla paralel olarak birey ön plana çıkar. Bunun en önemli  nedeni bireysel mülkiyetin hastalıklı bir şekilde toplumsallığı parçalayıcı etkisidir. Bireysel mülkiyet ve ona bağlı tüm olumsuz gelişmeler yaşanarak yeni bir toplumsallığın yolu da açılacak gibidir. Çünkü yedi bin yıllık sınıflı toplum tarihi kendisinden önceki çevrimin en temel unsurunu yani ilkel komünü parçalayarak hayatını sürdürebildi. Ve bu hayatın son demleri de işte bu bireysel mülkiyet ve ona bağlı hastalıkların sonu gelmez krizleriyle yaşanıyor. Burada en temel çevrim yasası yani her çevrimin bir öncekini kendisine malzeme yaparak kapsaması durumu trajik biçimlerde işler. Bireyin içinden çıktığı toplumsallığı parçalayan bir pozisyona gelmesi eski toplumsallıkları yok ettiği gibi birey mülkiyetini de ortadan kaldıran yeni bir toplumsallık için zemin hazırlar. Bu zemin içine girdiğimiz bu geçiş çağında fazlasıyla vardır. İlkel komün çevrimi en az ellibin yıl sürer. Sümer'de başlayan sınıflı toplum çevrimi ise altıbin beşyüz yıl ve ardından açılan modern kapitalizm çevrimi son beşyüz yıldır devam ediyor. Çevrimlerin gelişimini ve tüm bu tarihsel hesapları birbirini takip eden tren vagonları gibi anlamamak lazım. Aksine son derece karmaşıklıklar içeren gelişmelerdir. Fakat toplumsal çevrimlerin de kendi içinde bir mantığı var. O yüzden tüm bu tarihsel karmaşıklığı belli yasalarla ifade edebilme kolaylığına bugün ulaştığımız için bu formülasyonlarla da düşünüp konuşabiliyoruz. Çevrimlerin ilerleyişini burada uzun uzadıya açmadan ki bunlar Çevrim Bilgisi çalışmasında ciddi arayıcılar için ulaşılabilir durumda, burada sadece her bir toplumsal çevrimin iç dinamiklerine kısaca değinerek geçelim. Çünkü kutsallık çevrimi tüm bu çağlar boyunca değişik özler ve biçimler alırken aslında bu çevrimlerin esas dinamikleriyle şekillenirler. O nedenle her bir çevrimin asıl dinamiklerine kısaca bakalım ki kitap metni boyunca yolumuzu kaybetmeden akışı takip edebilelim. İlkel komün elli ile yetmiş bin yıl boyunca yani Sümer'e kadar üç büyük devirle ilerler ve her birinin kendi iç dinamikleri var. Doğadan kesin olarak ayrıldığı ilk devirlerde avcılık ve toplayıcılıktır yaşam biçim. Sonrasında hayvan ve bitkilerin evcilleştirildiği, ağırlıkla da hayvan sürüleri üzerine inşa edilen bir yaşam biçimi gelişir. Ve nihayet yerleşik hayata geçilen ve ağırlıkla tarımsal üretime dayalı bir yaşam biçimi. Dikkat edilirse ilk devrin etkinliği doğada hazır haldeki bitki ve hayvanların elde edilmesiyle ilgilidir. Ki doğada hazır haldeki hayvanlara ulaşma etkinliğinin adı da avcılık oluyor. Bitkiler için de aynı şey sözkonusudur, hazır haldeki bitkiler toplanır. Ayrıca bir bir üretime ya da çabaya gerek yoktur. Bir sonraki devirde ise doğada hazır halde bulunan bu bitki ve hayvanların yeniden üretimi sözkonusudur. Yani bir önceki çevrimde  hazır halde bulduğu bitki ve hayvanları insan yapay olarak çoğaltır. O bitki ya da hayvanın kendi döngülerine insan müdahalesi başlar bu çevrimde. Ki bu çevrim çeşitlil hayvan türlerinin evcilleştirilip sürüler haline getirilmesi ve bunun üzerine kurulu bir yaşam biçimi oluşturur. Çobanlık asıl faaliyet olur.

Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ



İnsanlaşma ve kutsallık aynı başlangıç noktasına sahipler. İnsanın, farkındalık sahibi bilinçli varlık haline gelmesiyle kutsal olanı keşfetmesi aynı ihtiyaçtan dolayı olur.Türünü devam ettirme ve yaşamak için ihtiyaç duyduklarını bir yaşam biçimi olarak organize etmesiyle ilgilidir konu. İnsan türü, yaşam biçimi sürdürülemez hale geldiğinde sürdürülemez olanın yerine yeni bir hayat tarzı geliştirir. Bu onun insan olma dinamikleriyle ilgilidir diyebiliriz. Ya da antik çevrimin ifadesiyle fıtratında vardır. İnsan geliştirdiği bu yeni hayat tarzını sarıp sarmalayan bir dolu kutsallık geliştirir. Ve onu koruma altına alır. Nesilden nesile iletir ve nesiller boyunca bu kural ve yasaklar belki de bir milyon yıl boyunca, yeni araştırmalara göre daha da uzun sürebilecek bir süre önce insan hayatına girer.

18 Eylül 2018

Gençarov'un Askerleri

           İçinde bulunduğumuz çağ yaşadığımız toplum biçiminin son durağı oluyor. Aynı zamanda yeni bir toplum biçiminin doğum sancılarının başladığı geçiş çağı. Çöküş ve geçiş çağlarının tarihte ve günümüzdeki paralelliklerini ele almak içinde bulunduğumuz çöküş atmosferini kavramak açısından önemli. Bu yazıda, çöküş ve geçiş çağlarına özgü temel bazı özellikleri ele alıyorum. Konuya çevrim bilgisinin gözüyle bakmak da diyebilirsiniz. Bir önceki ‘’Krizler ve Kerterizler’’ başlıklı yazıda,, ikibinli yılların başından beri insanlığın giderek yükselen bir krizler ve sancılar iklimine adım attığı ve öncekilerden farkının bu krizin geçici olmadığı özellikle belirtilmişti. Aslına bakarsanız ikibinli yılların başında çevrim yasaları daha ilk belirdiğinde bu tür projeksiyonları elimize vermekten geri kalmıyordu. Tabi yetişebildiğimiz kadarıyla toplumsal akışa dair bu okumaları ve gelecek öngörülerini önemli olduğu oranda yazmaya ve duyurmaya çalışıyoruz.
İşte bu yazıdaki konu da son yıllarda herkesin dilinden düşürmediği ‘’dünyanın sonu geldi, insanlıkta ümit yok, öldük, bittik’’ olarak aktüalize edilebilecek bir yaklaşım olan kıyamet senaryoları. Bunların nedenleri, nasıl ve nereden yayıldığı ve neden bu derece benimsendiği üzerine. Doğruluk payı var mı, yok mu, işte bunun tartışması ve çeşitli boyutları ele alınıyor.             
Ölümü, kıyameti, çözülmeyi ve tüm bunlardan dolayı ortaya çıkan yan ürünleri yücelten felsefelere kategorik olarak ‘’çöküş felsefeleri’’ diyebiliriz.

3 Eylül 2018

Krizler ve Kerterizler...Hoşgeldiniz...

                                             
           
Dünya ve ülkemiz iki kutuplu süper güçler rekabetiyle yürüyen soğuk savaşın sona ermesiyle yeni bir çağa adım atmıştı.Genellikle küreselleşme olarak tanımlanan bu yeni çağın birçok alanda derin etkileri oldu ve olmaya da devam ediyor.
İçine girdiğimiz bu yeni çağda soğuk savaş dönemine ait tüm sosyal, siyasal, ekonomik gerçekler yeniden biçimlendi. Bu biçimlenişe yön veren asıl etken ise yeryüzünün bir ‘tek pisaya’ haline gelmesiydi. Evet yeryüzünde artık piyasa denilen işleyiş tek bir organizma gibi hareket edebiliyordu. Ve bu organizmanın oyun sahası eskisi gibi ulus devletler ya da kıtalar değil tüm dünya idi. Yani kullanabileceği malzeme miktarı artık dünyadaki tüm doğal ve insani kaynakların sınırı kadardı. Daha önce ulaşamadığı köylere, dağ başlarına kadar her türlü pisliğini bulaştırabilirdi. Öyle de yaptı. Fakat tüm dünyaya yayılmasına rağmen on yıl geçmeden 2001 de yine krize girdi. Neden? Tüm dünyanın kaynağı yetmedi mi? İşte mesele tam da burada düğümleniyor. Kerteriz noktası denilen şey tam olarak budur. Karaya oturduğu nokta yani. Kapitalizm insan ruhlarına kadar nüfuz edebiliyorken niye bu kadar krizle, kerterizle karşılaşır?
Sağıyla, soluyla tüm iktisatçılar anlaşmışcasına bunun yapısal nedenleri olduğunu anlatıyorlar. İnternette binlerce analiz mevcut ve genellikle de doğru analizler. Detaya girmeye gerek yok. Tabi analitik yorumun sakatlıklarına girmiyoruz burada, konuyu dağıtmadan gidelim. Çare olarak yine anlaşmışcasına daha fazla üretim, işte yerli üretim, ithal ikameci ekonominin terk edilmesi, istihdamın güçlendirilmesi, yapısal önlemler vs vs. Teşhisler ve tedaviler konusunda ilginç bir şekilde anlaşmış gibi hepsi de. 

19 Ağustos 2017

İnsanlaşma Devam Ediyor


Doğa ve insan, yeryüzü bütünlüğünün ayrılmaz parçalarıdır. Fakat bu bütünlük çok yönlü insan etkinlikleri nedeniyle bozuldu. İklim, toprak, su kaynakları, gıda gibi temel döngüler aşırı üretim ve tüketimin baskısı altında bulunuyor. Doğal döngülerin insan etkinliğiyle olağan seyrinden çıkmış olması, insana bu durumu onarma sorumluluğu yüklüyor elbette. Ancak doğa ve insanın içinde bulunduğu açmazları onu yaratan düşünme ve yaşama biçimleriyle aşmak mümkün görünmüyor.
İnsanlık tarihinde bireyden önce toplum doğmuştur. Birey ise tüm tarih boyunca toplumun rahminde olgunlaşıp tarihin en temel unsuru olarak ortaya çıkar. Toplum-birey ilişkisi başlangıçtan günümüze izlendiğinde başlangıçta bireyin adı bile yoktur. Klanın, komünün, aşiretin, boyun, soyun kısacası ait olduğu toplumun adıyla anılırdı. Büyük patlamadaki toz ve gaz bulutunun zamanla belli yoğunlaşmalar yaratıp kristalize olarak galaksileri ve gezegenleri oluşturması gibi toplum da kendi rahminde kişiyi olgunlaştırıp geliştirdi. Olgunlaşması belki elli bin yıl sürdü ama son elli yıldır tarih sahnesine çıkmak için çeşitli denemeler yapıyor. Tüm tarih boyunca olgunlaşan birey, yeni bir toplumun doğumu için hazır olmak istiyor ve hazırlanıyor. Olumlu ya da olumsuz bir çok örneğin altında bu derin gerçek yatar.
Dünyanın hali ve yaşadıklarımıza bakınca biraz tuhaf görülebilir ancak insanlaşma devam eden bir süreç ve insan bu çağda bunun en önemli kavşaklarından birine ulaşmış gibidir. Onu var eden tüm sosyalleşme biçimlerini (ırk, din, millet, sınıf, aile) aşan yeni yaşam biçimlerini kurabileceği bir mecraya çoktan girdi.

30 Temmuz 2017

Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme


Kişi Çevriminin Diğer Yüzü
Eski toplumun son limanı kişi çevrimi evrensel niteliklidir. Sınıflı toplumun antik, modern zamanlarından sonra açılır ve içinden çıkageldiği çağların bütün izlerini bedeninde ve ruhunda taşır, bizim gibi. Ve bu geçiş çağının en büyük sorunu da bu gelişmeye bağlı olarak ortaya çıkar. En başta insan olmak üzere hemen her şey çürür, yozlaşır, çölleşir. Bu, kişi çevriminin diğer yüzüdür.
Toplum en başından beri kendi rahminde ‘kişi’yi geliştirip güçlendirmişti tarih boyunca. Çağımızda ise kişi sınıflardan, uluslardan, geleneklerden hemen her tür sosyal bağdan kurtulup serbestleşiyordu. Kişinin sosyal bağlarından kurtulması bu çağın orijinal tarafıdır. Sosyal bağlarından serbestiyet kazanan kişi, çağın en temel iki özelliğinin yaşar; kişilik parçalanması ve uyum. Para, zaman ve çevre bulduğu sürece parçalanma süreci devam eder. Parçalanma süreci boyunca kişi açlıklarını doyurmak için harcar bunları. Para, zaman ve çevre ilişkilerini bir tür yakıt olarak kullanır. Bu yakıtlar olduğu sürece de açlıklarının peşinde paralar kendisini.
Diyelim ki bu parçalanma cehenneminden şifa bularak toparlanarak çıktı, işte o zaman daha önce şuursuzca koparıp attığı tüm sosyal bağlarla yeniden tanışır. Onları yeni baştan, büyük resimle irtibatlarını kurarak, bilinçli olarak yaşar. Bu esnada bu bağların bir kısmını da eler. Kalan kısmıyla yeni bir kodlama üzerinden ilişki kurar ve her birini olması gereken mesafeye yerleştirir. İşte tam burası yeni tür insanlaşmanın değerlerinin hayat bulduğu yer olur. Bu gerçekleştiğinde eski çevrimin hiç bir mirası rahatsız etmez, edemez.

26 Temmuz 2017

Bütüncül Manifesto

        
             Sinema, bizde ve dünyada bu haliyle devem edemez ve edemiyor. O yüzden sinemayı ve ona ait her şeyi yeniden kurmalıyız.
              Sinemayı yaratan kendini ifade ediş, varoluş, sanat gibi itici alaşımları kayboldu. Son yıllarda ise sırtını teknikle ilerleyen, yeni söz söylemeyen efekt yığınından ibaret bir sektör durumuna geldi. Kendi içinde evrilse bile hayatımıza girdiği haliyle, yani düz çizgisel haliyle devam etmeye çalışıyor, edemez.
             Sinema tarihinde, akımlar, manifestolar hepsi olağan bir gelişimin parçası olarak var olageldiler. Yanlışlar dahil, tüm çabaların hakkını teslim etmeliyiz.
             Yüz yıllık sinema tarihinden hayatla sanat arasındaki gerilimden olumlu yönde beslenen bir sinema çıkmadı. Birbirini yönlendiren, tüketen ve nihayetinde kopuşa götürdü yapılan sinema. Hayatı ve sanatı tarihin hiç bir döneminde bu kadar birbirine öteki, birbirine düşman görmemiştik. Sanatçıyla hayatın ayrı duruşları, duşumları da bunun somut göstergesi.

20 Temmuz 2017

Kadın ya da Lilith'i Beklerken

               

Hemen her türden iyileşme sanıldığı gibi çok çaba istemez. İyileşme için gerçekten gerekli olan şeyler o kadar azdır ki. Üstelik hemen hepsi de bizde bulunur zaten. Genellikle belli bir yapma etme eyleminden çok yapmama etmeme ile birlikte gerçekleşir iyileşme.  “Şunları, bunları yaparsan iyileşeceksin” telkinlerinin tersine “şunları, şunları yapmazsan iyileşme yoluna girebilirsin” önerisi kişinin paramparça olduğu günümüzde daha gerçekçi bir öneri gibi duruyor. Hem yeryüzü için hem de bireyler için.
Dünyanın altını, üstünü, ormanını, ağacını, taşını, toprağını kemirmeyi bırakmak dünyayı iyileştirir örneğin. Bunun gibi her tür aşırılığı, açlıkların peşinde koymayı bırakmak da bireyi iyileştirir. Sadece bazı eylemleri
yapmamakla iyileşmeye başlayabiliriz. Komik ve de ironik gelebilir ama bu saydıklarımızı insanın yapmaması o kadar da kolay değil. Yani birşeyleri yapmamak o kadar da kolay değil :)) Keyf ya da konfor adı altında sunulan ve

18 Şubat 2017

İlahiyat Bilgisinin Kökeni Üzerine


İnsan, inancı olmadan insan olamamıştır. Onu insan yapan özelliklerden biri ve belki de en önemlisidir inanç sahibi olması. Ancak inanç gökten zembille inmez, onun da bir tarihi, geçmişi ve bugünü vardır. Bunların üzerinden atlayarak inanılmış şey, her neyse gerçek bir inanç sayılamaz. İnancın yer ettiği tutunduğu nişler anlaşılmadan, o inancın öngürdüğü hayat pratiği de anlamsız, boş uğraşlar haline gelir.

İnsanın yaşadığı çevrimlere baktığımızda, inandığı her şeyin gerçek hayatla bir ilgisi olduğunu görürüz. Gerçek hayatında derdine deva olmayan bir şeye asla inanmaz.
Onun kutsal kabul edip inandığı şey mutlaka gerçek hayatına yön veren, yönlendiren,ona yol gösteren şey olmuştur her zaman. Totemleri ona yol gösterir, hangi kurallara uyması gerektiğini, neleri yapmaması gerektiğini anlatır hep. Uyulması gereken kurallar ve uzak durulması gereken şeylerin hepsini totemler, tanrılar anlatır. Tüm kutsallığın insan zihninde nasıl yer ettiğini ve soyut tek tanrıya nasıl vardığını biliyoruz. Bu süreç, basitten karmaşığa doğru gelişir ve aynı zamanda somuttan soyuta doğru devam eder ve insanın genetiğine işler. Bu gelişim bugün de devam eder, insanın tüm kutsallık çevrimini bir tek kişinin gelişimini izleyerek canlı olarak görebiliriz.

Çocukta üç yaşına kadar kutsalı bırakın hiçbir kural yoktur, cinsel organları da açıktadır ve bu onun için güzel bir şeydir. Sonra kimse söylemese bile cinsel organlarını kapatır. Ardından masallar, hikayeler, hayallerle süslü anlatımlara başlar. Tamamen kendi hayalleri gibi görülebilir bunlar ama komünün efsaneler, mitler döneminin onda bıraktığı izler yeniden aktif oluyordur, hepsi budur. Altı-yedi yaşına doğru allahı merak etmeye başlar. Bizi kim yarattı, diye sormaya başlamıştır. Herşeyin bir yaratıcısı olmalı düşüncesine ulaşır, kendisinden başka insanlar da vardır ve bunlar sanki birbiriyle bağlantılıdır. Sonra, örneğin çekim yasası gibi birçok şeyi öğrenir, ancak yine de bir şeyler onu kutsal bir inanışa doğru çeker. Sonrasında ya bu hikayeyi çözmek için ciddi arayıcı olur ya da şu markanın ürünlerini tercih eder, o markaya inanır.

Oysa alttan alta işleyen gerçek hayat ve onu yorumlama, kavrama isteğidir. Köküne inmesi gerekir, kendini tanıması gerekir, totemlerden tek tanrıya kadar tüm çevrimin onda bıraktığı izleri takip etmesi ve kendi özgün inancını bulması gerekir. Pozitivist bilim; Tevrat'ın, İncil'in ve Kuran'ın Sümer kültüründeki izlerini bulduğunda, bu konuda büyük bir yol aldığı ve tüm kutsallığı ve inanç sistemlerini açıkladığı gibi büyük bir yanılgıya kapıldı. Elbette söylemeye gerek yok ki seküler, laik anlayışla bezenmiş ideolojisini inançların uydurma olduğu sonucuyla beraber dünyaya yaymaya çalıştı.

Ama bir sorun vardı, insanlar hala inanıyordu. Demek ki mesele o kadar da basit değildi. Öyle birkaç basit bilgiyle söküp atılamazdı, çünkü gizem inanç ya da kutsallıkta değil İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed'in yaşadığı toplumsal çevrimlerin kendisindeydi. Ve temelde İbrahim'den Musa, İsa ve Muhammed'e kadar kutsallık gelişimi kesintisiz devam ettiği için, kutsallığın dile dökülen kuralları anlamında din, tek bir dindir. Ya da tersinden söylersek bu gelişim tek bir dinin gelişimidir. Çünkü aynı yasalar temel alınarak aktüel kurallar geliştirilir. Ve dikkat edilirse Muhammed, Musa ve İsa’ya çevrim yasaları anlamında fazla referans vermez, o daha çok İbrahim’e referans verir. Onun tek tanrılı dinine bağlı olduğunu söyler, başlangıç noktası olarak onu alır. Bunda da son derece isabetli olur, çünkü başlangıç noktasına hassas bir şekilde bağlı olduğunun farkındadır.

Totemlerle başlayan kutsallık en yetkin haline soyut tek tanrıyla ulaşır. Vahşetin orta çağında beliren totemler insan toplumunun oluşmasıyla beraber kutsallık kazanır. Her kabilenin, boyun, komünün, aşiretin ayrı totemlerinin olması demek, ayrı dünyalarının olduğu anlamına gelir. Ayrı yerlerde ancak aynı başlangıç noktasına bağlı olarak benzer mitlerle, benzer efsanelerle, benzer tanrılarla, panteonlarla devam eder. Bunların hepsi de adım adım gelişen toplumların ve yaşanan dönemin gerçek ihtiyaçlarını karşılayan bilgi örüntüleridir.

Barbar kabileler yerleşip tarım ve medeniyeti geliştirdikçe hem yaşamları hem de dünyayı yorumlayış biçimleri, izah edişleri değişir. Bilim ortaya çıkıncaya ve tüm bu birikimi sansür edinceye kadar da uzunca bir süre etkinliklerini sürdürürler. Dolayısıyla insanın doğrudan hayatı ve evreni yorumlayışı kutsallık çerçevesinde devam eder. O yüzden basit bir kültür meselesi değil tam tersine doğrudan yaşam ve onun izah edilişidir. Bilim kendi çağı açılınca hepsine tek kalemde çizgi çekmeye çalışadursun, bu mümkün olmaz, olamaz. Milyonlarca yılda insan zihnine tutunmuş bir algılayıştır söz konusu olan ve genetiğine kadar işlemiştir. Bilimciler, din geni adını verdikleri bir gen keşfettiklerinde bu gerçeği ispatlamış oldular. Demek ki mesele o kadar basit değil, insanın iliğine kemiğine işlemiştir ve hala canlı bir mekanizma olarak insan ruhunda yaşamaktadır.

İnsan kavrayabildiği evrenin sınırlarını yorumlar hep. Totemi icat ettiğinde ve ona bağlandığında, toteminin etkili olduğu bir olay ufkuna sahipti ve o totemin kuralları ancak orada geçerliydi. Toteminin kontrol ettiği olay ufkunu aşınca, yani çevrim ilerleyip daha geniş somut ve soyut sınırlara ulaşınca, o sınırlara uygun kutsallık biçimi “tabiat ana”yı gördü karşısında. Tabiat ana belli oranlarda anlışılınca, “allah baba” ortaya çıktı. Tabiati evcilleştirmişti ve yaşam biçimi ona bağlıydı. Tarım gelişip, insanlığın geneli bu gelişime ayak uydurunca, yani çözüme kavuşunca olay ufku da genişlemiş oldu. Bu defa göksel ve diğer türden kuvvetleri elinde bulunduran soyut karakterler çıktı ortaya. Soyut karakterlerin dünya üzerinde binbir çeşit ismi dolaşır o çevrimde, soyut tanrı düşünsel olarak yer etmiştir artık.

Irak, Çin, Mısır, Hint medeniyetlerinin hepsinde değişik isimlerle soyut tanrılar olur, daha sonra Grek, Finike ve Roma’da da aynı gelişim gerçekleşir. Zamanımızdan yaklaşık 4 bin yıl önce ise İbrahim tüm bu soyut tanrıların ve dolayısıyla birbirine benzer bu yaşam biçimlerinin ortak inancı ve kuralları olması gerektiğini keşfeder. İşte tek tanrıya giden zihinsel yol, tam da bu somut yaşam ihtiyacından dolayıdır. Bu medeniyetler arasında ticari bağlar, geliş-gidişler vardır ancak her biri değişik kültür, inanç ve dolayısıyla kutsal kurallara bağlıdır. İşte İbrahim hepsinin medeniyet olması dolayısıyla ortak kurallara, ortak inançlara ve ortak bağlara bağlı olması gerektiğinden yola çıkar ve antik medeniyetin ortak kurallarla işlemesini gerektirecek, soyut tek tanrıyı keşfeder.Gerçekten de İbrahim bu ayrı gibi duran ama özünde üretim ve tüketime dayalı ilk antik medeniyetlerin aynı kurallara inanması gerektiğini, dolayısıyla evrensel hale gelmesini daha o günden keşfeder. Onun zamanı antik çevrimin yerel aşamasıdır.
Muhammed zamanı ise antik medeniyetin evrensel aşamasıdır. Aynı İbrahim gibi Musa, İsa ve Muhammed’in de peygamberlik görevleri ve yaptığı işler içinde bulundukları çevrimin aşaması dolayısıyla birbirinden farklı olacaktır. İbrahim yol haritasını koymuştur sadece. Medeniyet henüz lokal aşamadadır ve ticaret açısından medeniyetlerin arasındaki barbarlar büyük bir sorundur.

Zamanla medeniyetler arasındaki barbar toplulukların medeniyetle kavgaları, barbarların sınıflı topluma geçişleriyle sonuçlandı. Bu sayede medeniyetleri canlandırmış oldular ve antik ticaret yolları medeniyetleri birbirine bağladı. Antık sınıflı toplum evrensel hale gelmiş oldu. Tarihin kontenjanında medeniyete geçebilecek kent kalmadı. Böylece Hz. Muhammed'in bu tarihsel görevini kavrayarak "Son Peygamber" öngörüsü gerçek oldu. Peygamberlik, medeniyete geçebilecek durumdaki barbar toplulukların liderliğidir. Son örneği ise Hz. Muhammed olur. Çünkü medeniyete geçecek yukarı kent barbarı yoktur artık, bunu Hz.Muhammed de bilir. Öte yandan totemle başlayan ve allaha ulaşan kutsallık gelişiminin kendisi ile son bulduğunu da söylemiş olur, artık allah işleri yeryüzündeki insanlara devretmiştir böylece. Bu kadar gerçekçi ve ileri görüşlüdür. O yüzden son peygamber olduğunu söyler, yani esasında çevrim yasalarını kendi zamanı için okumaktadır.

Medeniyete geçmekten başka yol görülmez ama medeniyet o kadar da matah bir şey değildir. Kuran'da bunu sık sık söyler, medeniyetin rezilliklerini anlatır, ancak medeniyet yoluna girilecekse (ki kaçış yoktur), o halde allahın yasalarına olabildiğince uymak gerekir. Bina ve zina, gösteriş ve zulüm gibi medeniyetin günahlarına karşı allahın yasalarına sarılmak gerektiği sıkça ifade edilir. Çünkü en başından beri kutsallık hep doğaya ve onun yasalarına uyumu emreder, o yasaların dışına çıkıldığında hem kişi için, hem toplum için kıyamet başlar. Kuran bunun dersleriyle doludur.

Muhammed çevrim yasaların görür, onlara uyar. Çevrim ise kaçınılmaz olarak medeniyete geçişi emreder kendi toplumu için, ancak allahın yasalarına sonuna kadar sahip çıkmak medeniyetin her türlü rezilliğinden müslümanları koruyabilir. Çevrim çarkı ilerler ve ondan sonra gelen Emevi çağı, peygamberlerin Allah sistemini hayattan koparıp rafa kaldırır ve azgın sömürüye devam eder. Daha ötesi allah sistemini antik sınıflı toplumun evrensel aşamaya gelmesi için kendisine kılıf haline getirir. Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı iktidarları da Emevilerin allah sistemini sömürü kılıfı haline getirme becerisini ziyadesiyle gösterirler. Kapitalizm de laiklikle aynı şeyi yapar; allahın kutsallığıyla uğraşmaz, tam tersine kendi sömürüsünün aracı haline getirir. Kuran'ın ve gerçek ilahiyatın içeriği böylece boşaltılmış olur ve hepsi geleneğin nakli haline gelir. Nakli bilimler adı altında nakledilir sadece. Tüm bu zamanlarda gelişen akli bilimler ise yok sayılır. Oysa geleneğin naklettiği bilgiyle aklın keşfettiği bilgi, aynı dünyaya ait bilgilerdir ve her ikisi de aynı dünyayı yorumlarlar.

Sonuç olarak önemli olan derme çatma bilgiler değil bu bilgilerin örüntüsünün bize ne anlattığını kavramaktır. Dolayısıyla asıl önemli olan bu inançlara yön veren çevrim yasalarını elde etmektir. Çünkü hiçbir şey bu yasaların üzerinde ya da dışında değildir, peygamberler de, tanrılar da. Zaten totemlerden tek tanrıya kadar, kurallarıyla, keşifleriyle hepsi adım adım çevrim yasalarıdır. Çağlar içinde adının değişmesi de yine o yasalarla ilgilidir.

-----------------------------------------------
Çevrim, kelime anlamıyla devirdaim, döngü, cycle. Bütüncül teorideki kavramsal anlamı ise benzer özellik gösteren bir dizi olaylar bütünü olarak tanımlanabilir. Hareket, uzay zamanda çevrimler yaparak ilerler. Belli bir yer, zaman ya da koşuldayken bir başka yer, zaman ya da koşula doğru evrilir. Hareketin bu evrimi doğrusal olmayıp, döngüsel karaktere sahiptir. Doğada çevrimlerle ilerlemeyen hiçbir şey yoktur. Her şey bir döngünün içinde hareket eder. Bu döngüler kısır olmayıp her biri bir diğerine kaynaklık eden hareket bütünlüğüdür. Her biri önceki çevrimin içinden çıkar, onun tüm birikiminden yararlanır ve öncekine benzese bile ondan farklı bir nitelik kazanır.
Kazandığı bu yeni nitelikle beraber içinden çıktığı çevrimi kapsar.
Bu ilerleyişte hiçbir çevrim yok olmaz, yeni çevrim tarafından kullanılır ve bilgi olarak içerilir. Doğada da toplumda da döngüler vardır, ancak bu döngüler kısır döngüler olmayıp birbirini doğuran döngülerdir. En genel anlamıyla enerji, madde ve canlılık olarak üç büyük doğal çevrim ve ilkel komün, sınıflı toplum ve nihayet içine girdiğimiz insanlaşma çevrimi ile devam eder.



29 Nisan 2016

Cinsel Yasaklar Çiğnenirken




Değerli Olan Nedir ?


Son Kale Kişi Açlıkları,


Ruh Çürürse Herşey Çürür,


500 - 7 bin - 30 bin - 3 Milyon  Yıllık Miras,


Hayvanla İnsanın Sınırı

                 
Haremin Çöküşü,

Üreme Serbestisi,


Cinsel Yasaklar,


Bilinç Yayı,


Karakter Parçalanması,


Para Zaman Açlık - Para Zaman Daha Büyük Açlık,


Erkeğin İktidarı da İktidarın Erkeği de Ölmüştür,


Mal Bilinci'ne Kadın Makyajı,



Son günlerde, tecavüzler, tacizler, çocuk istismarları, kadınlara ve çocuklara uygulanan şiddet haberleriyle, hepimizin midesi kalktı, öfkesi kabardı, canımız sıkıldı. Hırsızlıklar, yolsuzluklar, dinsel cinsel istismarlar, adam kayırmalar, tecavüzler, savaşlar, hak yemeler, bunalımlar, intiharlar, depresyonlar, yalanlar gırla gidiyor. Herkes şikayetçi, herkes mutsuz, huzursuz, umutsuzluk hat safhada; herkes aynı soruyu soruyor ''nasıl bu hale geldik?''


30 Ağustos 2015

SİYASETİNİZ


 Sonun Başlangıcı,
Sınıflı Toplumun Bir Yöntemi Olarak Siyaset,                          
Tarih Çevrimlerle İlerler,
Eski Yolların Çıkmazları,
Tarihin Düğümlendiği Yer,
Sistem Standart Muhalifleriyle Birlikte Çöküyor, 
1990'lar ve Yeryüzü Ortak Piyasası,
Emperyalizm ve Ötesi, 
Eski Sermaye-Yeni Sermaye Çekişmesi,
Yeni Sermayenin Yükselişi ve Devrim Tıkanıklığı,
Ortadoğu ve Kürdistan,

TeCe'nin Üçlü İttifakı,
Başlangıç Noktasına Hassas Bağlılık ya da Bıldır Yediğin Hurmalar,
Ortak Yeryüzü Piyasasına TeCe'nin Uyumu, 
Tayyip'in Aldığı İhale,
Tayyip'in Açlıkları,

Kürt Halkı Kapitalizme Taze Kan Olabilir mi ?
Kürt Halkını Kontrol Mekanizmaları,
HDP,
Gerillanın Yalnızlığı,
İllegal Piyasaların Kontrolünde PKK-TSK Elele,
İslami-Işidi-Tayyibi-Maliki-Iraki-Petroli,
Kapitalizmin Ömrü Uzar mı ? 



Sonun Başlangıcı,
Sınıflı toplum yapısı, tüm yeryüzünü ve insanı, üretim ve tüketim için kendisine malzeme yapma konusunda kritik eşiği aştı. Doğa ve insan, kapitalizmin hızlı, azgın üretim ve tüketim ritmini kaldıramaz hale geldi. 
Dünyanın ve insanın bugün yüzyüze olduğu sorunlar sınıflı toplum kafasıyla çözülemez. Sınıflı toplumun insanlığı getirdiği bu kritik eşikten onun yöntem ve araçlarını kullanarak çıkılamaz. Çünkü doğayı ve insanı bitiren onun yöntem ve araçlarıdır. Bireysel, toplumsal veya evrensel ölçekteki hiçbir soruna sınıflı toplumun hiçbir ilacı deva değil artık. Bu ilaçları kullanmaya devam eden kişiler ve toplumlar hızla ölüme doğru yol alır.

Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....

Sana diyorum, sen konuşurken söylediklerinden ziyade onların arkasındaki gerçek görünüyor. Sen bunu farketmezsin, yani bilinç dü...

Tüm Yazılar

Yazı Başlıkları
Şiir Olmak Büyük Özgürlük Be Kuzum....
Sihirli Geçişlerin İzinde
FİLMİN ÖTESİ
The Grand Flowing
Sendikal Manifesto
Aile Biçimleri-Kadın-Tek Eşlilik-Aşk
TOPLUMSAL ÇEVRİMDE İKİ BÜYÜK TIKANIKLIK ve İKİ BÜYÜK DOĞUM
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-8.Bölüm İNSAN KUTSALLAŞTIRDIĞINA İNANIR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-7.Bölüm HAVVA'NIN ELMALARI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-6.Bölüm EFSANELER ve KUTSAL KİTAPLAR
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-5.Bölüm KURAN ve MUHAMMED PEYGAMBERİN BİLİNCİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-4.Bölüm TOTEM NEBULASINDAN YILDIZLAŞAN TANRILAR ve PEYGAMBERLERİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-3.Bölüm BİLİM ve DİN YORUM ZENGİNLİĞİ
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-2.Bölüm KUTSALLIĞIN ÇEKİRDEKALTI
Kutsallık Çevrimi ve Geleceğin Tinselliği-1.Bölüm BAŞLANGIÇ
Gençarov'un Askerleri
Luwiler ve Erkenci Domestikler
Krizler ve Kerterizler...Hoşgeldiniz...
İnsanlaşma Devam Ediyor
Asıl Sorunumuz Her Alanda Çürüme
Bütüncül Manifesto
Kadın ya da Lilith'i Beklerken
İlahiyat Bilgisinin Kökeni Üzerine
Gençarov'un Askerleri
ZYKLEN UND MUSTER VON EİNEM INDİVİDUUM
Cinsel Yasaklar Çiğnenirken
Korku Anayasası
GEZİ AND THE REAL ELECTIONS…
Jiman
kaosun şartı üçtür...
SİYASETİNİZ
Medeniyet Çökerken Bilgi Yapıları
Ruhun Kökeni
Gözleyen ve Gözlenen
Çevrimler ve Birey Örüntüsü
Akışa Uyum_Doğumun üçüncü Aşaması
Moloch ve Ötesi...
Bize Siyasi Değil Hayati Program Lazım
Akışı Kavramak_Doğumun İkinci Aşaması
Akışı Görmek_Doğumun İlk Aşaması,
erkeksi ölüm...
Siyasal Fareler ve İnsanlar...
Şiddet Kullananı Vurur...
neden bazı şeyler yerine başka bazı şeyler olur
bilen ve...bilinen ve...birleşik alan ve...(video)
ustaların kişisel bütünlüğü
İnsanlaşma Tezleri
İş ve Çalışma
İnsanlaşma Çevrimine Giriş (video)
Çevrimler ve Birey
Büyük Akış (video)
düşünce...kralımız...
İnsanlaşma Çevrimi ve Yeni Aşklar...
tonal ve nagual
kelimeleri, mülkleri biriktirmek ve büyük akış...
İnsanlaşma Şöleni...
Gezi Ruhu Kişinin ve Toplumun Yeniden Doğumudur...
Yeni Nesil Tarih Sahnesine Çıkmıştır: "PUTLARA TAPMAYIN..."
İnsanlaşma Kuşağı
İnsanlaşma Yolu
Yaşam ''talep'' edilmez...
taksim,ağaçlar ve yarını bugünden kurmak
Parçalanma ve Toparlanma
tanrı parçacığı,hem hem,farkındalık ve kavramlar...
sinema anlatım dilidir...
THE MATTER IS NOT THE "WOMAN"
mesele olan kadın değil ki...
*ruhsal sorunların kökenine dair *doğa-insan,bilinçaltı-bilinç,nefis-ruh *çevrimlerin birbirini baskılaması ve kullanması
İbni Arabi,CERN,Şaman,An
bir'in yolculuğu...
7 kat bilinç-7 kat sema
yolculuk
ilk gün...
oldum sandığın şeyin esamesi
Türklerin İslamlaşması,Devletleşmesi ve Medeniyete Geçişleri
Hasan Sabbah
Lilith'den Havva'ya
Kabile